EDİRNE

EDİRNE
1)  Edirne Sağlık Müzesi

Fatih Sultan Mehmet’in oğlu II. Beyazid’ın emriyle yapılan külliye, 1488’den Osmanlı – Rus Savaşı’na kadar zaman içinde hastalara hizmet veren Darüşşifa bölümünde yer alıyor. Savaşın sonucunda buradaki hastaların tümü İstanbul‘da ki hastaneye sevk edilmiş. 1896 senesinde hizmet vermeye devam ettikten sonra koşulların kötü olması sebebiyle 1914 yılında tamamen kapatılmış.
II. Beyazıt Külliyesi ve Şifahanesi olan yer yaklaşık olarak 400 yıldır hastalara şifa dağıtıyor olup şehre geldiğiniz takdirde mutlaka görmeniz gereken bir mimari eser. Tuna Nehri’nin kıyısının hemen yanında bulunan Sultan II. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi’nin yapımı 1488 yılında tamamlanmıştır. Yapının içerisinde; imaret, hamam, cami, mutfak, depo alanları, darüşşifa ve tıp medresesi gibi bölümlere ayrılmış büyük bir külliyedir. Medresede okuyan öğrenciler uzman doktorların yanında yetiştirilir ve hastalara bakarlarmış.
100 kubbeye sahip mimari yapı, psikolojik hastalıkları müzikle tedavi eden bir sağlık merkezinin evi olmasından dolayı bugün Sultan II. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi olarak kullanılıyor. Başlarda her türlü hastalığa bakılsa da sonradan ruh ve akıl sağlığı problemi olan hastalar ile ilgilenilmeye başlanmış. Aynı zamanda başhekim, cerrah, eczacı gibi kişilerin bulunuyor olması ayrı bir destek sağlıyor. En önemlisi de burada tedavi gören hastaların hiç birinden herhangi bir ücret alınmıyor olması.1997 senesinde Trakya Üniversite tarafından müze olarak kullanılmaya başlanan külliye, 2004 yılında Avrupa Konseyi Müze Ödülü’nü, 2007 yılında Avrupa Kültür Mirası Mükemmellik Kulübü En İyi Sunum Ödülü sertifikasını almaya hak kazanmıştır. Pek çok kuruluş tarafından ödül alan müzede, Osmanlı dönemine ait yemekhane, ilaçların nasıl yapıldığı, yemeklerde nasıl kullanıldığı ve odaların nasıl olduğuna her şey bire bir canlandırılarak yapılmış müzede kendinizi kaybedeceksiniz. Osmanlı tarihine meraklıysanız tarihe bu ışık tutan müzeyi mutlaka görmelisiniz.
İlaç tedavilerinin yanında su sesi, güzel kokular ve müzik ile tedavi gibi alternatif yöntemlerle başvuruluyormuş. Odaların içine mankenler koyularak tedavi yöntemleri canlandırılmış. İlginizi çekebilecekler odalar arasında; şuruphane ve şurup hazırlayanlar odası, depresif hasta ve hasta yakını odası, divane akıl hastası odası ve melankolik odası bulunuyor.

2) Edirne Müzesi

Atatürk’ün öncülük etmesiyle 1025 senesinde kurulan müze, zengin bir konumdadır. Arkeoloji müzesi olma niteliğini taşıyan Edirne Müzesi içerisinde birbirinden değerli etnografik eser ve mezar taşları ziyaretçileri için sergilenmektedir. Bulundurduğu eserler itibariyle yeterli zenginliğe sahip olan müze dışarısı başka herhangi bir müze açılması gereği duyulmamış. Selimi’ye Cami’sinin avlusunda yer alan Dar-ül Hadis medresesinde bulunuyor. Müzedeki Etnografya bölümü 1936 senesinde açılmış olup, Edirne’nin 13. yılında hizmete girmiştir.
Ankara Etnografya Müzesi ile Topkapı Sarayı Müzesi’nden bir takım değerli eserler getirilerek destek sağlanmıştır. Yıllar içerisinde yapılan çalışmaların ışığında çıkartılan ve çevreden satın alınan eserler, müze içine sığmamaya başlamasıyla yeni bir binaya gerek duyulmuştur. 1971 senesinde ise ikinci müze olan Arkeoloji ve Etnografya Müzesi hizmete açılmıştır. Eşi benzerini başka herhangi bir yerde bulamayacağınız eserleri yerinde gelip ziyaret etmenizi öneririm.

3) Selimiye Vakfı Müzesi

Taş Odalar Sokağı’nda bulunan Selimiye Vakfı Müzesi, 1569-1575 yıllarında Mimarbaşı Sinan’ın tasarımıdır. Bulunduğu sokak ile son derece uyumlu bir görüntü içerisinde olan vakıf müzesinin dışı kesme taş eklemeleri ve tuğlalar ile yapılmıştır. Bahçenin içerisinde yer alan büyük oda zamanında mescit ve dershane olarak hizmet vermiş. Hemen iki yanında bulunan odalarda medresenin hocaları ve öğrenciler kalıyormuş. Dikdörtgen yapıdaki inanın etrafı bahçe ile çevrili olup, “Dar’ül Kurra Medresesi” adını taşıyan müze içerisinde; maden, ahşap, çini ve hat eserlerinin sergilendiği ayrı odalar bulunuyor. Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne bağlı cami ve mescitlerden gelen tarihi eserler değeri taşıyan eşyaları olan; din hizmeti için tahsis edilen hali, kilim, kandil, seccade gibi ibadethanelerde kullanılan eşyalar ile Osmanlıya ait çini parçaları, çevre cami ve mescitlerden gelen hat levhalar, Kur’an-ı Kerimler, şamdanlar, hilyeler, usturlaplar, rahleler, çini parçaları ve değişik objeler sergilenmektedir.

4) Balkan Savaşı Müzesi

Edirne’nin savunulması için Osmanlı Dönemi’nin son zamanlarında yapılmış olan 30 tabyadan birdir. İlk başta 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı’nda topraktan inşa edilmiş, sonrasında 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşında önemli konumu sebebiyle yapısı güçlendirilmiştir. Duvarlarında taş kemerlerinde ocak tuğlaları kullanılmış olup, horasan tuğlası ve kireç tozu ise bağlayıcı olarak kullanılmıştır.
Ordu komutanı Muhtar Paşa tarafından kullanılmış olan bu tabya, Balkan Savaşları sırasında Edirne’nin kuşatılması esnasında bu tabyadan yararlanılmıştır. Edirne Valiliği’nin katkılarıyla Balkan Savaşı Müzesi’ne dönüştürülen yapı, Korgeneral Yıldırım TÜRKER tarafından ziyarete açılmıştır. 14 bölümden oluşan müze; yerel halk tarafından verilen silah, belge ve mühimmatın da sergilendiği 4 adet sergi, harita, resim, bilgi notlarının yer aldığı 118 adet puanı ve 27 adet konu mankeni bulunmaktadır.

5) Edirne Saraçlar Caddesi

Edirne’de yoğunluğun had safaya çıktığı yerlerden biri Saraçlar Caddesi, şehrin en sembolik yapısı olarak görülüyor. 2008 senesinde araç girişlerinin yasaklandığı cadde üzerinde, çok çeşitli mağazalar ve kafeler yer alıyor. Buraya gelmişken mutlaka uğrayıp cadde de mutlaka yürüyün bir soluk almak için kafelerden birine girin bir şeyler yudumlayın derim. Eğer denk gelirseniz sene içerisinde belirli zamanlarda sergi ve konser etkinlikleri düzenleniyor.

6) Saraçlar Caddesi

Araçların girişine kapalı olan Saraçlar Caddesi, önceleri burada koşum takımı satan dükkanların yer almasından dolayı bu ismi almıştır. Şimdiler de ise Edirne Çarşısı olarak bilinmekte. Belirli dönemlerde konserlerin düzenlendiği cadde üzerinde pek çok kafe ve mağaza mevcut. Hala nostaljik havasını koruyan Saraçlar Caddesi, Edirne’nin atmosferini yaşayabileceğiniz nadir yerlerden biri.

7) Karaağaç Mahallesi

Edirne’nin güneyinde bulunan bu tatlı mahallede Lozan Anıtı sizi karşılıyor. Tunca Köprüsü’nden hareketle huzurlu bir dünyaya girecek ve bu güzergahtaki yolculuğunuz oldukça keyifli olacak. Peki burada sizleri neler bekliyor derseniz, öncelik olarak Sirkeci Garı’nı andıran Eski Tren Garı, onun hemen yanındaki Lozan Anıtı ve Müzesi ile Bulgar ve Sırpları Edirne’den uzaklaştırmak adına şehit olan Türk Jandarmaları anısına dikilen Jandarma Şehitliği Anıtı’nı bünyesinde barındırıyor.

8) Kırkpınar Er Meydanı

Edirne Sarayiçi olarak bilinen noktada yer alan Kırkpınar Yağlı Güreşleri Er Meydanı, her sene temmuz ayının başında düzenlenen güreş müsabakaları gerçekleşiyor. Mücadele içerisinde yer alan pehlivanların güreşleri üç gün boyunca devam eder ve finallerde her kategoride birinci, ikinci ve üçüncüler belirlenir. Ata sporumuz olan güreşte şampiyon olan güreşçiye başpehlivan denirken bir sonraki sene yapılacak olan güreş müsabakalarına kadar Türkiye Başpehlivanı olarak kalmaktadır. Üç yıl boyunca başpehlivan olan kişiler altın kemerin sahini oluyor.
Hikayeye göre; Osmanlı’nın kurucu olan Osman Gazi’nin oğlu Orhan Gazi, Rumeli’yi geçirmek üzere düzenledikleri seferler sırasında Yunanistan Samona’da mola verirler. 40 savaşçı bu mola esnasında birbirleriyle güreş tutarlar ve Ali ve Selim ismindeki iki kardeş bir türlü birbirlerini yenemezler. Başka bir zaman diliminde Hıdrellez döneminde Edirne’ye yakın bir çayırda bu iki kardeş güreş yaparlar ancak hala birbirlerini yenemeyen bu iki kardeş artık bitap düşerek solukları kesilir ve yaşamlarını kaybederler.
Arkadaşları ise bu iki pehlivan güreşçiyi bulundukları yerde yer alan incir ağacının altına gömerler. Daha sonra aynı yere gittiklerinde mezarların yerinde gür pınara rastlarlar. Böylelikle halk arasında, burada yatan kişilere ermişler anlamına gelen kırklar olduğuna inanılarak adını Kırıklar Pınarı koymuşlardır. Zaman içinde de Kırkpınar olarak kalmıştır. I. Murat’ın Edirne’yi fethetmesiyle her sene güreş yapılması bir kültür haline gelmeye başlamıştır.
Cumhuriyet Dönemi’nde, Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı ile Yunan işgallerine uğrandığı için Yunanistan’ın Samona Köyü ile Sarı Hızır Köyleri arasında Kırkpınar’da yapılamıyor ve Edirne’nin dışında kalan Virantekke’de gerçekleşmiştir belirli bir dönem. 1923 senesinde Türk Ocağı’na yardım amaçlı düzenlenen müsabakalar daha sonraları Çocuk Esirgeme Kurumu ve Kızılay tarafından gerçekleşmiş, 1946 yılında Edirne Belediyesi tarafından düzenlenmeye başlanmıştır.

9) İbrice Koyu

Keşan’a bağlı Mecidiye Köyü’nde bulunan koy, Saros Körfezi’nin özel yerlerinden bir tanesi. 144 cins balık ile 78 tür deniz bitkisinin yaşadığı koy, oldukça berrak bir denize sahip. Sualtının güzelliği ne Kaş‘ı ne de Kalkan’ı aratmayacak cinsten. Tüplü ve tüpsüz dalış yapma imkanına yakalayabileceğiniz koyda keyifli bir tatil sizleri bekliyor.

10) Edirne Saroz İbrice Limanı

Edirne’deki ünlü dalış noktalarından biri olan Saros İbrice Limanı, deniz altı güzellikleriyle ön plana çıkmaktadır. Acemiler için oldukça sığ, dalgasız ve sıcak suyuyla hem grup halinde hemde bireysel olarak dalış yapılabilecek en uygun yerlerden biri olması sebebiyle tercih edilmektedir. Köklü tarihe sahip İbrice Limanı, İzmir‘den Gökçeada‘ya gelen gemi yüklerinin boşaltıldığı yerdir. Zamanında gümrük binası, hamam, ticaret mağazası gibi birimlerin bulunduğu limanda günümüzde ise bunların kalıntılarına rastlanmaktadır.

11) Selimiye Cami

Büyük mimar, Mimar Sinan’ın ustalık eseri olarak adlandırdığı Selimiye Cami II. Selim’in adına 1575 senesinde yapılmıştır. Bu cami hakkında birden fazla rivayet mevcuttur. Denilen o ki; ters şekilde duran lale aşağı doğru hareket ettiği vakit zemine ulaştığında kıyamet kopacaktır. Bir diğeri de; camide çalışan kör bir usta tarafından yapıldığına veya caminin arsa sahibinin caminin yapımında çıkarttığı sorunları simgelediğine inanılırken, başka bir inanışta Mimar Sinan’ın o dönemlerde hastalanarak vefat eden torunu Fatma’yı simgelediğidir. Cami hakkında pek çok hikaye bulunuyor. Şadırvanından zem zem suyu akmasından tutun, Ayasofya ile Selimi’ye kubbelerinin eşitlikte olmasına karşın buradakinin daha büyük olduğuna ve minarelere nereden bakılırsa bakılsın iki tane görülmesine kadar pek çok inanış söz konusu.Bir kubbeli yapısı Allah’ın tek, beş pencereli oluşı İslam’ın beş şartını, 32 kapısı İslam’ın 32 farzını, minarelerinde toplam 12 şerefe olmasıysa camiyi yaptıran padişah Selim’in, 12. Osmanlı padişahı olduğuna işarettir. Edirne’nin anıtı olarak kabul görmüş olan bu muhteşem cami, Osmanlı Türk sanatının ve dünya mimarlık tarihinin eşi benzeri olmayan eserlerinden bir tanesidir. Kesme taşlardan yapılmış olan yapı, taş, mermer, ahşap, sedef ve çini süslemeleri ile güzelliğine güzellik katmış olup şehirde görülmesi gereken en önemli yerdir.

12) Edirne Sarayı

Eski bilinen adıyla Saray-ı Cedid-i Amire olan Edirne Sarayı, Topkapı Sarayı’nın ardından bilinen en büyük ikinci saraydır. I. Murat döneminde yapılmaya başlanmış ancak bitirilememiş olup, kalan kısmı Fatih Sultan Mehmet zamanında Mimar Şehabettin‘e saray 19. yüzyıla dek pek çok Osmanlı padişahı tarafından kullanılmıştır. Saray; Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim, I. Ahmed, IV. Mehmed, II. Ahmed, II. Mustafa ve III. Ahmet’in kullanılmış olup, en görkemli zamanın IV. Mehmet zamanında yaşamıştır.
Köşk, oda, kasr, çeşme ve havuzlar ile genişletip büyütülen saraydan günümüze az sayıda kalıntı kalmıştır. 1829 senesinde burada kalan Ruslar sarayı bir karargah olarak kullanmış oldukları dönemde her noktayı tahrip etmişlerdir. 1878 senesindeki 93 Harbi’nde Rusların Edirne’yi işgal ettiği sıralarda saraya yakın cephanelik, ellerine geçmesin diye patlatıldığı için sarayın neredeyse tümü yok olmuştur.
Sarayın bazı bölümleri; Bab-Üs Saade yani saadet kapısı anlamına gelen sarayın giriş kapısı günümüze dek gelen yapılardandır. Günümüzde oldukça tahrip olmuş bölüm olan Cihannüma Kasrı, Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmış olup, yedi katlıdır ve sarayın en göz alıcı yapısıdır. Fatih Sultan Dönemi’nden yapılan bir diğer yapıda Kum Kasrı‘dır. Hemen yanında bulunan Kum Kasrı Hamamı, günümüze kadar ulaşabilmiştir.
1562 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından usta mimar Mimar Sinan’a yaptırılmış olan Adalet Kasrı, sarayda sapa sağlam kalan tek yapıdır. Bakanlar Kurulu ve Yargıtay olarak kullanılan Adalet Kasrı’nın önünde bulunan iki taştan biri olan seng-i arz taşı, değerlendirilmesi üzere halk tarafından dilekçeler buraya bırakılırmış. Seng-i ibrette taşı ise, ölümle cezalandırılan kişilerin başlarının koyulduğu taşmış.
Osmanlıca’da Matbah mutfak anlamına gelirken, Matbah-ı amire ise saray mutfağı anlamına gelmektedir. Fatih Dönemi’nde yaptırılmış olan mutfak dikdörtgen şeklinde ve düzgün kesme taştan yapılmış bacaları bulunur. Son olarak Fatih Köprüsü, 1452 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından Edirne Sarayı’na uyum ve bütünlük sağlaması amacıyla yaptırılmış. Rus işgalleri döneminde cephanelik olarak kullanılmış olan köprü, aynı zamanda Cephanelik Köprüsü olarak da bilinmektedir. Yakınında yer alan süvari kışlası nedeniyle Süvari Kışlası olarak da anılmıştır. Köprünün bir ayağı Adalet Kasrı yönünde bir diğeri ise Balkan Şehitliği yönündedir.

13) Karaağaç Tren Garı

Meriç Nehri’nin batısında bulunan Karaağaç kasabası sınırları içindeki yine bulunduğu bölgeyle aynı ismi taşıyan Karaağaç Tren Garı, II. Abdülhamit döneminde inşa edilmiştir. Edirne Tren Garı olarak yapılmış olan 80 metrelik gar, üç katlı ve dikdörtgen şeklindedir. 1914 senesinde inşası tamamlanmış ancak I. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla faaliyete açılamamıştır. Yunan işgaline uğramış fakat Milli Mücadele’nin ardından imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile tazminat olarak Türkiye’ye verilmiştir.
 Sonrasında tren yolu büyük ölçüde sınırlarımız içerisinde bulunmadığı için yeni bir tren yolu yapılmış fakat trenlerin gelemeyeceği bir hal almış. Günümüzde Trakya Üniversitesi Rektörlüğü’nün binası olarak kullanılan garın bahçesinde bulunan kara tren buraya geldiğiniz görülmesi gereken noktalar arasında yerini alıyor. Şehrin eğlence merkezi haline getirilmek istenmiş. Yapılış amacı Edirne’yi Avrupa‘ya bağlamak olan tren istasyonu sayesinde “küçük Paris” olarak adlandırılmaya başlanmıştır.

14) Edirne Evleri

Sivil mimari örneklerinin bir merkezi haline gelen Edirne evleri arasında, konaklar, özel dekore edilmiş ahşap evler, Edirnekari ismi verilen Özel süsleme şekliyle dekore edilmiş pek çok eser, günümüze dek ulaşmıştır. Kaleiçi bölgesi dar sokakları ve tarihi kalıntılar arasında bulunan eski evleri ile Orta çağlardan bu yana yaşayarak gelmiş bir bölgedir.

15)  Lozan Anıtı

Edirne’nin Karaağaç ilçesinde bulunan Lozan Anıtı, Trakya Üniversitesi Rektörlüğü sınırları içerisinde konumlandırılmıştır. Üniversitenin ve Edirne Valiliği’nin özel çabalarıyla dikilen anıtın Lozan Anlaşması ile Karaağaç bölgesinin tekrardan Türk topraklarına katılmasını ve kazanılan diplomatik zaferi temsil etmektedir. Hemen yanında Lozan Müsesi yer alıyor olup, 1998 senesinde kapılarını ziyarete açmıştır.
Anıt üç yüksek sütundan meydana geliyor. İlki 36.45 metre yüksekliği ile Anadolu’yu, ikincisi 31.95 metre yüksekliği ile Trakya’yı ve üçüncüsü 17.45 metre uzunluğu ile Karaağaç’ı simgelemektedir. Birliği; betondan yapılmış çember, estetik, zerafet ve hukuku; kız figürü, barış ve demokrasiyi; kızın elindeki güvercin ve diğer elindeki belge ise Lozan Anlaşmasını temsil etmektedir.

16) Hafızağa Konağı

Edirne’de yer alan eski konaklar arasındaki Hafızağa Konağı, kültürel Türk evi mimari özelliklerine sahiptir. Tarihi açıdan önemli bir yere sahip olan konak, İttihat ve Terraki Cemiyeti’nin gizli olarak toplantılarının yapıldığı yerdir. Talat Paşa ve arkadaşlarının önemli toplantılarının yapıldığı bu konak, 2002 senesinde Edirne Valiliği tarafından onarım çalışmaları yapılarak kent müzesi olarak faaliyete açılmıştır. Selimiye Cami’nin UNESCO Dünya Miras Listesi’ne girmesiyle UNESCO Bürosu olarak kullanılmaktadır. Tarihe meydan okuyan Hafızağa Konağı, günümüze sapa sağlam gelmiş olup, daha yıllarca ayakta duracağının sinyallerini şimdiden veriyor.

17) Mehmet Av Köşkü

Tunca Irmağı’nın iki kolu arasında konumlanan Sarayiçi bölgesinde yer alan Tavuk Ormanı’nda yer alıyor. Edine Sarayı’na yapılmış olan ilave yapılardan bir tanesi olan Avcı Mehmet adıyla da bilinen IV. Mehmet Köşkü, 1671 yılında inşa edilmiştir. Günümüzde bir kısmı ayakta olup, 2002 senesinde onarım çalışmaları yapılarak turizm amacıyla kullanılmaya devam edilmektedir.

18) Gökçetepe Tabiat Parkı

Edirne’nin Keşan ilçesine bağlı Gökçetepe, el değmemiş doğası ile saklı bir cenneti andırıyor. Marmara ve Ege denizleri arasında köprü görevi gören Saros Körfezi’nin nadide bir parçası. İstanbul‘a yakın konumda yer alan Gökçetepe, hafta sonları veya birkaç günlüğüne gelinen bir tatil yeridir. Yıl içinde dalış yapmak için gelenlerin sayısı hayli fazla olan bölgenin denizi oldukça berrak ve temiz. Yalnız denizi kumsal değil kayalık. Kısım kısım deniz kestaneleri de bulunuyor. Ayağınızı acıtma ihtimali oldukça yüksek olduğu için deniz ayakkabısı götürmenizi öneririm. Kademeli olarak derinleşen suda rahatlıkla yüzebilirsiniz.
Sahilin hemen arkasında çadır kampı yapabileceğiniz bir alan bulunuyor fakat gidenler çokta memnun kalmadığı için yanınıza gerekli her şeyi alarak gitmenizi tavsiye etmek durumundayım. Mükemmel bir işletmeye sahip olmasa da doğası ile kendine hayran bırakıyor. Gözünüzün alabildiğince koylara sahip olup binlerce metrekarelik ormanlık alanlarıyla Gökçetepe Tabiat Parkı, tam bir doğa harikası. Bir araştırma yapılmış ve sonucunda bu parkın havasındaki gaz oranının uyum ve astım başta olmak üzere pek çok alerjik hastalığa da iyi geldiği bilinmektedir. Yani şehrin oksijen deposu olduğunu söylemek yanlış olmaz.
 Son dönemlerde yapılan çalışmalar doğrultusunda bir tatil yeri haline gelmiş olup sahip olduğu kamp alanları, restoranları, plajları ve pazarlarıyla gelen ziyaretçileri ziyadesiyle memnun ediyor. Su altı zenginlikleriyle ünlü Saros Körfezi dalış severlerin de gözdesi haline gelmiş. Tüm bunların yanında gerçekleştirebileceğiniz etkinlikler arasında; yamaç paraşütü, offroad ve izcilik gibi pek çok doğa sporu yer alıyor.
Görüp görebileceğiniz en büyük kamp alanı olan Gökçetepe Tabiat Parkı’nın işletmesi Kartur’a aittir. Parkın içinde altı koy yer alıyor olup toplam uzunlukları 3,5 kilometredir. Hepsinin de çevresi çadır kampı yapmaya oldukça elverişlidir. Birbirinden uzak noktalarda yer alma özelliğine sahip. Dilerseniz deniz kenarında dilerseniz de ormanlık alanda çadırınızı kurabilirsiniz. Parka girdikten sonra toprak yoldan ilerliyor ve kamp alanına varıyorsunuz. Burada bir bakkala ve karavanlarıyla konaklayan insanlarla çadır kampı yapan doğaseverlere rastlayacaksınız.
Kendinize en uygun yeri bulduktan sonra çadırınızı kurabilirsiniz. Sabah kahvaltılarınızı ve akşam yemeklerinizi yiyebileceğiniz boş masalar da yer almaktadır. Tuvaletler, duş alanları ve lavabolar da mevcut. Elektrik ihtiyacı ise uzatma kablolar sayesinde çözülmüş durumda. Yanınıza uzatmalı elektrik kablosu getirirseniz çadırınıza kadar uzatabilirsiniz. Ufak tefek ihtiyaçlarınızı buradaki küçük bakkaldan temin edebilirsiniz ancak yemek için detaylı bir alışveriş yapacaksanız Keşan’daki alışveriş merkezinde yapabilirsiniz.

19)  Danişment Tabiat Parkı

İstanbul’a yalnızca birkaç saat uzaklıkta yer alan Danişment Tabiat Parkı, Keşan ilçesine bağlı bir kamp alanıdır. Ormanlık alanın hakim olduğu alan kamp için oldukça uygun olup, günübirlikçilerin akınına uğraması sebebiyle çokta huzurlu bir ortam olduğunu söyleyemeyeceğim. Eğer gelirseniz hafta içi şansınızı deneyin, belki keyifli bir tatil yapma imkanını yakalayabilirsiniz. Kamp alanı içerisinde çadır için ayrılmış büyükçe bir alan bulunuyor. Size uygun bir yeri seçerek oraya kurulabilirsiniz. Denizin kıyısına kuramıyorsunuz. Birkaç metre uzaklıktaki ağaçlık alanlarda kuruluyor. Hafta sonları ve özel tatil günlerinde oldukça yoğun ziyaretçi akınına uğruyor. Bu sebeple çadırlar arasındaki mesafe azalıyor.

20) Sarayiçi Tavuk Ormanı

Toplamda 58 hektarlık alanı kapsayan Sarayiçi Tavuk Ormanı, Edirne bölgesindeki en önemli mesire alanlarından bir tanesidir. Denilene göre eski zamanlardan on binlerce tavuğun yetiştirildiği bir yer olması sebebiyle Tavuk Ormanı adını almıştır. Ormanın içerisinde pek çok şifalı bitki bulunuyor olup, Avcı Mehmet olarak bilinen Padişah IV. Mehmet tarafından 1671’de inşa ettirilen av köşkü de bu ormanda yer almaktadır. Yaz aylarında bisiklet sürmek için uygun olan bu orman, bu dönemlerde oldukça yoğun ilgi görmektedir.

21) Gala Gölü

Toplam 6000 hektarlık alanı kapsayan Gala Gölü, çeşitli balık türlerini barındırmaktadır. Bunlardan; yılan balığı, sudak, sazan gibi ekonomik değeri hayli yüksek olan balıklar da bulunuyor. Gölün etrafı nilüfer, su sümbülü ve sazlıklarla çevrili olup oldukça zengin bir floraya sahiptir. Böylelikle göze hitap eden güzellikte bir görüntü oluşuyor. Enez ilçesine 10 kilometre uzaklıkta yer alan Gala Gölü, doğa ile iç içe olabileceğiniz bir diğer doğal güzellik. 2005 senesinde milli park olma İçerisinde Küçük Gala ve Pamuklu Gölleri’nin yer almaktadır. Kuşların cirit attığı Gala Gölü, Meriç deltasının en bereketli yerlerinden biri olup Enez ve İpsala ilçelerinin arasında nesli tükenmekte olan kuş türlerini barındırmaktadır. Bunlardan bazıları; tepeli pelikan, bayağı aynak ve karabataktır.

22) Erikli Tuz Gölü

Erikli Sahili’nin arkasında yer alan Erikli Tuz Gölü, oldukça geniş olup çok çeşitli kuşlara ev sahipliği yapmaktadır. Dünyada kendi kendini temizleyen üç körfezden biri olma niteliğini taşıyan Erikli Tuz Gölü, doğal bir tuz gölü olup harikulade bir görüntüyü sunuyor.

23)  Enez Dalyan Gölü

Edirne’nin Enez ilçesinde yer alan Enez Dalyan Gölü, 3-4 kilometrelik alanı kapsamaktadır. Gölü besleyen akarsuların taşımakta oldukları su miktarı yaz ve kış aylarında değişkenlik gösterir. Su tuzlu ve sodyumlu olup, herhangi bir şekilde kullanılmamaktadır. Gölün etrafı kumluk olup, herhangi bir bitki örtüsüne sahip değildir. Çevresinde pek çok kuşu görmeniz olası.

24)  Meriç Nehri

Balkanların en büyük nehirlerinden biri olan Meriç Nehri, pek çok alanı kapsamaktadır. Bulgaristan’da doğan nehir rotasını Edirne’ye çevirerek Ege Deniz’inde son bulmaktadır. Toplam uzunluğu 490 kilometre olan Meriç Arda, Ergene ve Tunca başlıca beslendiği akarsu yataklarıdır. Bahar dönemlerinde çiçeklerin açmasıyla süslenen nehir, akşam güneşin batışını izlemek için en ideal nokta. Yerel halkın yanı sıra çevre şehirlerden gelenlerin uğrak noktası haline gelmiş olan nehrin çevresinde piknik yaparak keyifli vakit geçirebilirsiniz.

25) Koru Dağları

Gelibolu Yarımadası’nın kuzeyinde konumlanan Koru Dağları, Ergene Havzası’na kadar iner. Trakya Bölgesi’nin en mühim üç yükseltisinden biri olan Koru Dağları, Yıldız Dağları’ndan sonra en önemli coğrafya olma niteliğini taşımaktadır. Bu dağlardan yaşan süren canlılar karaca, kurt, tilki, yaban domuzu, tavşan ve keklik, sülün iken orman ise kızılçam, karaçam ve meşe topluluklarını içermektedir.

26) Sokullu Hamamı

Üç Şerefeli Cami’nin karşısında yer alan Sokullu Hamamı, Mimar Sinan’a Sokullu Mehmet Paşa tarafından yapılmıştır. 19. yüzyıl Türk Sanatı’nın önemli eserlerinden biri olup, kullanılan kesme taş ve tuğlaların işçiliği oldukça ilginçtir. Çifte hamam planına sahip hamamın kadın ve erkek girişleri farklıdır.

27) Saray Hamamı

Edirne’nin fethedilmesinin ardından inşa edilen ilk saraydan kalan tek yapı Saray Hamamı’dır. Başlarda yalnızca saray tarafından kullanılan hamam sonraları halka hizmet vermeye başlamıştır. Tarihçilerin söylemesine göre ayakta kalmasının sebebi Selimiye’nin yapımında kullanılmış olmasıdır. Bir takım tarih kitaplarında Süleyman Çelebi bu hamamdayken kardeşi Musa Çelebi’nin baskın yapması sonucu Süleyman kaçarken yolda öldürüldüğü yönündedir. Selimiye Cami’nin hemen yanındaki bu hamam Balkan Savaşı’ndan bu yana kapalı durumdayken restorasyon çalışmaları yapılarak çifte hamam olarak haftanın her günü açık olacak şekilde yeniden kullanıma açılmıştır.



Resimler


whatsapp ile iletişime geç