34 - İSTANBUL

İSTANBUL
1) Belgrad Ormanı

İstanbul’un Avrupa yakasında 5400 hektar kadar geniş bir alan üzerine yayılan Belgrad Ormanı; trafiği ve kalabalık nüfusuyla ünlü bu şehrin nefes almasını sağlıyor. Ormanın adı, Kanuni Sultan Süleyman döneminde, 1521 yılında, buraya yerleştirilen Belgrad halkından geliyor.
Ormanın bir yanından tarihi bentlere; diğer yol ayrımından ise Neşet Suyu Yürüyüş Parkuru’na çıkabilirsiniz. Burada temiz havayı teneffüs etmek her zaman çok keyifli ancak yaz döneminde ve hafta sonu tatillerinde ormanın çok kalabalık olduğunu belirtmeden geçmeyelim. Ormanın içinde yemek yiyebileceğiniz ve kahvaltı edebileceğiniz küçük kafeler olmakla birlikte; piknik sepetinizi de yanınıza alarak sakin bir gün geçirebilirsiniz.
Belgrad Ormanı’nda keyifli zaman geçirmek için; Binbaşı Çeşmesi Mesire Alanı, Mehmet Akif Ersoy Mesire Alanı, Falih Rıfkı Atay Mesire Alanı, Fatih Çeşmesi Mesire Alanı, Neşet Suyu Mesire Alanı, Kurtkemeri Mesire Alanı ve Irmak Mesire Alanı gibi çok sayıda alternatifiniz var. Tüm bu alanlar yemyeşil bir yürüyüş rotasına dahil edilebilir

2) Atatürk Arboretumu

Belgrad Ormanı’nın güneydoğu yönünde; İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi’ne ait olsa da halk tarafından haftanın altı günü ziyaret edilebilen Atatürk Arboretumu var. Bini aşkın bitki türüne sahip bu cennet bahçesi açık ara öne geçiyor.
Burada ağaçlar, odunsu bitkiler ve renk renk çiçekler bir araya geldiğinde ortaya adeta bir canlı bitki müzesi çıkıyor diyebiliriz. Özellikle çocuklu ailelerin burada hem eğitici hem de keyifli vakit geçirmesi mümkün.
Arboretum’a ulaşmak için; Bahçeköy’den sonra Kemerburgaz Yolu’nu takip etmeniz gerekiyor. Orman Fakültesi öğrencilerine ücretsiz olan bu doğal güzellikten her kesimden doğa meraklılarının faydalanabilmesi gerçekten de büyük şans.

3) Polonezköy Tabiat Parkı

İstanbul’un Beykoz ilçesinde yer alan Polonezköy; 1994 yılından bu yana bir doğa parkı statüsünde bulunuyor. 3 bin hektarın üzerinde alana yayılan park; benzerleri arasında İstanbul’un en büyüğü olarak gösterilebilir.
Sabahın erken saatlerinden itibaren kalabalığa kalmadan parktaki yerinizi alabilirsiniz. Bisiklet, koşu, trekking, piknik ve doğa sporları Polonezköy ziyaretçilerinin favorileri arasında sayılıyor.
Ziyaretiniz boyunca karayemişten fundaya, gürgenden sarıçama kadar onlarca farklı bitki de size eşlik edecek. Polonezköy Tabiat Parkı kapsamındaki tesislerin içinde Sülün-Keklik Üretme İstasyonu ve Geyik-Karaca Üretme İstasyonu da var.

4) Mihrabat Korusu

Tabiat parkı statüsündeki Mihrabat Korusu; ismini Nevşehirli İbrahim Paşa tarafından yaptırılan Mihrabat Kasrı’ndan alıyor. 20 hektarlık alana yayılan yeşil alan; Kanlıca Beykoz adresinde konumlanıyor.
Burası düğün, toplantı ya da konser gibi etkinliklere açık. Çok çeşitli kuş türlerini rahatlıkla gözlemleyebileceğiniz ağaçlık alanda sevdiklerinizle güzel bir yemek yemek isterseniz burada bir de kır restoranı mevcut.
Buraya dilerseniz Kanlıca yönünden sahilden dilerseniz de TEM bağlantı yolu Kavacık Tekke mevkiini kullanarak ulaşabilirsiniz. Kanlıca’ya bu kadar yaklaşmışken semtin ünlü yoğurdundan yemeyi de ihmal etmeyin.

5) Emirgan Korusu

Özellikle her yıl Nisan ayında düzenlenen ve İstanbul’da düzenlenen festivaller içinde en güzeli sayılan İstanbul Lale Festivali sırasında, mutlaka gezilip görülmesi gereken bir mekan var sırada: Emirgan Korusu.
Emirgan Korusu; Pembe Köşk, Sarı Köşk ve Beyaz Köşk olmak üzere üç yapıdan ve son derece geniş bir açık alandan oluşuyor. Burada kahvaltı yapmak, güne başlamak için tercih edebileceğiniz en güzel yollardan biri.
Emirgan Korusu’na ulaşmak için Beşiktaş’tan, Sarıyer istikametine doğru sahil yolundan ilerlemeniz gerekiyor. Hafta sonu burada hem gezi, hem de otopark alanları son derece kalabalık oluyor. Bu nedenle koruluk alana kadar araçla gidebileceğiniz gibi sahil kenarındaki otoparkları da değerlendirmek isteyebilirsiniz.

6) Gülhane Parkı

Nazım Hikmet’in meşhur Ceviz Ağacı şiirini yerinde hissetmek isteyenleri, Gülhane Parkı her daim bekliyor.
Fatih ilçesinde yer alan ve tarihi 1912 yılına kadar dayanan park, Atatürk’ün dikilen ilk heykeline ev sahipliği yaptığı için de ayrıca önem taşıyor. Burası yerli ve yabancı turistler için; Fatih’te bulunan onca gezi noktası arasında bir nefes alıp dinlenme yeri gibi. Parkın yakın çevresinde Topkapı Sarayı, Saray Burnu ve Alay Köşkü gibi İstanbul’un tarihi yerleri var.
Turistik önemi nedeniyle Gülhane Parkı’nın şehrin en bakımlı parkı olduğunu söylemek de hata olmaz .

7) Büyükada

Büyükada Toplamda 9 adadan oluşan ve Prens Adaları olarak anılan ada topluluğu, İstanbullular için “kaçış” kelimesinin sözlük karşılığı olarak düşünülebilir. Turistik durumdaki dört adanın en büyüğü olan Büyükada ise; Aya Yorgi Kilisesi, Rum Yetimhanesi, Reşat Nuri Güntekin’in Evi gibi çok sayıda çekim noktasına sahip.
Buraya günübirlik seyahat edebileceğiniz gibi, adanın nostalji kokan evlerinde konaklamayı da tercih edebilirsiniz. Yaz döneminde burası denize girmek isteyen şehir insanları ile de dolup taşıyor.
Büyükada gezilecek yerler açısından oldukça zengin bir ada! Lakin hayvan hakları ihlali yapmamak için adayı gezerken faytonları kullanmamanızı öneriyoruz!

8) Burgazada

Prens Adaları’nın üçüncü en büyüğü olarak Marmara Denizi’nde yer alan Burgazada’yı gösterebiliriz. Burası yazın nüfusunu neredeyse ona katlayan, kışın ise yalnızca bin kişi civarında bir nüfusa hizmet eden sessiz sakin bir yer.
Burgazada’da görebilecekleriniz arasında Aya Yani Kalesi, Aya Yorgi Garibi Manastırı ve Hristos Manastırı var. Turizm açısından görmeniz gereken yerlerden biri olan Burgazada’yı sizler de İstanbul gezilecek yerler listenize eklemelisiniz.
Kınalıada ile Heybeliada’nın arasında konumlanan adaya Kadıköy’den hareket eden şehir hatları vapurları ile ulaşmanız mümkün.

9) Kınalıada

Prens Adaları içerisinde İstanbul’a en yakın olan adayı Kınalıada olarak belirtebiliriz. Bu ada, turistik olan dört ada içinde aynı zamanda en küçüğü.
Kınalıada’da görülecek yerler arasında diğer adalarda da olduğu gibi plajlar, manastırlar ve kiliseler var. Adada şirin butik otellerde ya da pansiyonlarda konaklayabilir ve akşam yemeğinde deniz mahsullerinin tadına bakabilirsiniz.
İstanbul Şehir Hatları’nın yanı sıra; Deniz Otobüsleri ve Turyol firması da buraya seferler düzenliyor. Seferlerin hafta içi, hafta sonu, yaz ya da kış dönemi olmak üzere değiştiğini de aklınızda bulundurmalısınız.

10) Heybeliada

İstanbul’a bağlı adalar içinde, Büyükada’dan sonra en büyük ikinci ada olarak Heybeliada’yı gösterebiliriz. Prens Adaları’ndaki en yeşil ada unvanına sahip olan Heybeliada, aynı zamanda gidiş-geliş trafiğinin en yoğun olduğu ikinci adadır.
Eskiden Yunancada bakır anlamına gelen ‘Halki’ adıyla anılan Heybeliada, en yükseği 140 metreye yaklaşan dört tepeden oluşuyor. Aya Yorgi Uçurum Manastırı, Heybeliada Deniz Lisesi ve Bet Yaakov Sinagogu burası için mutlaka not almanız gereken Heybeliada gezi noktaları arasında başı çekiyor.
Marmara Denizi’nin kuzeydoğusunda yer alan ada için şehrin her iki yakasından kalkan deniz ulaşım araçlarını kullanma şansınız var. Beşiktaş ile Adalar arasında çalışan İDO seferleri bunlardan biri. Konumunuza göre Eminönü-Kadıköy-Adalar, Bostancı-Adalar ve Beşiktaş-Heybeliada-Büyükada arasında çalışan diğer hatları da değerlendirmek isteyebilirsiniz.

11) Sedef Adası

Prens Adaları içinde butik bir ada olarak Sedef Adası’nı işaret edebiliriz. Burası diğer adalardan farklı sayılıyor; çünkü büyük çoğunluğu özel mülkiyete ait. Ayrıca fayton ya da bisiklet hayalleri de kurmamalısınız. Adaya ancak iki işletmeden birinde rezervasyon yaptırarak kaliteli vakit geçirebiliyorsunuz.
Sedef Adası’na gitmelisiniz; zira bu yemyeşil güzelliği ve masmavi denizi görme fırsatını kaçıracaksınız! İstanbul’da şehrin hengamesinden uzaklaşıp, nefes aldığınızı yeniden hissetmek için Sedef Adası’nda güzel bir hafta sonu geçirebilirsiniz.
Burada düğün, davet ya da organizasyon düzenleme şansınız da var. Kartal ve Bostancı’dan kalkan vapurlar adaya ulaşımınızı sağlamaya yardımcı olabilir.

12)  Rahmi M. Koç Müzesi

İstanbul’un Hasköy semtinde, Haliç’in kıyısında yer alan Rahmi M. Koç Müzesi, iş adamı Rahmi Koç’un desteği ile açılmış bir sanayi müzesidir. Türkiye’de sanayi, ulaşım, endüstri ve iletişim tarihine adanmış ilk müze olan Koç Müzesi’nde, sergilerden konserlere kadar birçok etkinlik düzenleniyor.
İstanbul’a kadar gelip de Rahmi M. Koç Müzesi’ni görmeden dönmek olmaz! Bu kültür varlığı altın harflerle yer alıyor. Müze koleksiyonuna dahil olanlar arasında Atatürk’ün özel eşyalarının yer aldığı Atatürk Bölümü, Bilimsel Aletler, İletişim Araçları, Demir Yolu Ulaşımı, Kara Yolu Ulaşımı, Havacılık, Denizcilik, Yaşayan Geçmiş, Özel Koleksiyonlar, Makineler, Modeller ve Oyuncaklar var.
Her yaştan insanın farklı ilgi alanlarına hitap eden Rahmi M. Koç Müzesi, herkesin ortak paydada buluşmasını sağlıyor. Okullarla işbirliği içinde olan müzede, çocuklara özel etkinliklere de imza atılıyor.

13) Sakıp Sabancı Müzesi

Adını hayırsever iş adamı Sakıp Sabancı’dan alan müze, nefes kesen bir kalıcı koleksiyona sahip olduğu gibi, birbirinden kıymetli sanatçıların geçici sergilerini de bir müddet ağırlıyor. Dolayısıyla yolunuz İstanbul’a düşmeden önce Sakıp Sabancı Müzesi programına göz atmak isteyebilirsiniz.
Abidin Dino arşivi, Resim Koleksiyonu, Emirgan Arşivi, At Heykelleri, Mobilya ve Dekoratif Eserler Koleksiyonu, Kitap Sanatları ve Hat Koleksiyonu arasında gezinirken zamanın nasıl geçtiğini anlayamayacaksınız!
Müzeye ulaşım için Emirgan İskelesi ile Kanlıca, Kandilli, Anadoluhisarı, Bebek, Çengelköy, Arnavutköy gibi semtler arasındaki deniz seferlerinden faydalanabilirsiniz.

14) Pera Müzesi

Özel bir müze olan Pera Müzesi, İstanbul’un Tepebaşı semtinde yer alıyor. 2005 yılından bu yana İstanbul’da görülecek yerler listelerini süsleyen Pera Müzesi, Suna ve İnan Kıraç Vakfı tarafından şehre hediye edilen bir eser.
Tarihi 1893 yılına dayanan Bristol Otel binasında yerleşik durumda bulunan müze; kuruluşundan bu yana ağırladığı geçici sergiler ve kalıcı koleksiyon ile şehrin medeniyet seviyesini de yukarı taşıyor.
Oryantalist Resim Koleksiyonu, Anadolu Ağırlık ve Ölçüleri Koleksiyonu, Kütahya Çini ve Seramikleri Koleksiyonu ve Fotoğraf Koleksiyonu Pera Müzesi’nde her daim görebileceğiniz güzellikler arasında sayılabilir.

15) Madame Tussauds İstanbul Müzesi

Bal mumu heykel denildiğinde dünya çapında bir marka olan Madame Tussauds müzelerinin Türkiye bacağı İstanbul’da yer alıyor.
Fatih Sultan Mehmet, Mustafa Kemal Atatürk gibi Türk tarihine yön veren liderler ya da Madonna, Beyonce, Lady Gaga, Mazhar Alanson, Müslüm Gürses gibi unutulmaz yıldızlar, müze kapsamında balmumu heykelleri ile selamlanabilir.
İstiklal Caddesi’nde yer alan Madame Tussauds İstanbul Müzesi’nde hayran olduğunuz ünlüleri gerçeğinden ayırt edemeyeceksiniz!

16) Vehbi Koç Vakfı Sadberk Hanım Müzesi

1980 yılında hizmete açılan Vehbi Koç Vakfı Sadberk Hanım Müzesi, Büyükdere Sarıyer adresindeki eski Azaryan Yalısı’nda konumlanan bir müze.
Sadberk Koç’un kişisel koleksiyonunu görebileceğiniz müzede aynı zamanda geçici sergilere de yer veriliyor. Kalıcı koleksiyon Arkeoloji Bölümü ve Türk İslam Eserleri Bölümü olmak üzere iki ayrı başlık altında değerlendirilebilir.
Vehbi Koç Vakfı Sadberk Hanım Müzesi’nde çocukları tarihle ve sanatla tanıştırmak adına hafta içi okul gruplarıyla da etkinlikler düzenleniyor.

17) Masumiyet Müzesi

Orhan Pamuk okurlarının yakından tanıdığı Masumiyet Müzesi romanından ilham alan müze, 2012 yılından bu yana İstanbul’un Beyoğlu semtinde hizmet veriyor. 17 Mayıs 2014’te Avrupa Yılın Müzesi Ödülü’nü alan Masumiyet Müzesi, oldukça farklı bir ambiyansa sahip.
2008 yılında yayımlanan kitap ile birlikte tasarlanan müzenin 1950 yılından 2000’e uzanan bir İstanbul hikayesini konu aldığını söyleyebiliriz. Burayı görmek için kitabı okumuş olmanız da şart değil; ne de olsa eski İstanbul taksilerinden yalı kültürüne kadar İstanbul’u bu derece detaylı biçimde önünüze seren bir yapı her şekilde dikkatinizi çekecektir.
Masumiyet Müzesi’ne gitmeden evvel kitabı okumanızı yine de tavsiye ediyoruz. Böylece gezinizi daha anlamlı bir hale getirebilirsiniz. Zira bu kitabı bir çırpıda okuyup bitireceğinizden eminiz!

18) İstanbul Deniz Müzesi

Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı İstanbul Deniz Müzesi Komutanlığı; tarihi 1897 yılına dayanan köklü bir oluşumdur.
Müze koleksiyonunu; Atatürk’e Ait Eşyalar, Tarihi Kayıklar, Ahşap Eserler, Metal Eserler, Tekstil-Dokuma Eserler, Kağıt Eserler, Taş Eserler ve Plastik Sanat Eserleri olmak üzere sınıflandırmak mümkün. Müzenin ayrıca son derece güçlü bir arşivi ve kütüphanesi de mevcut.
İstanbul Deniz Müzesi, 2013 yılından bu yana, ziyaretçilerini Beşiktaş’ta ağırlıyor.

19) Galata Mevlevihanesi Müzesi

1975 yılından bu yana müze olarak ziyaret edilebilen ve Beyoğlu’nda yer alan Galata Mevlevihanesi, özellikle maneviyat yolculuğuna ilgi duyanlar için İstanbul’da görülmesi gereken arasında olmazsa olmaz bir adres.
El yazması eserler, türbeler, geniş kapsamlı bir kütüphane, şeyhlerin ve neyzenlerin öyküleri müze kapsamında görebilecekleriniz arasında. Şeb-i Arus gibi yılın özel dönemlerinde Galata Mevlevihanesi Müzesi’nde sema törenleri eşliğinde çok daha keyifli bir geziyi tamamlayabilirsiniz.
Diğer adıyla Kulekapı Mevlevihanesi olan bu müzeye giderek hem sema gösterilerinin hem de Beyoğlu’nun keyfini çıkarabilirsiniz.

20) Miniatürk

Sahip olduğu masalsı atmosfer ile birkaç adım öne çıkan Miniatürk; tek bir şehri ziyaret ederek tüm Türkiye’deki kültür varlıklarını yakından incelemenize olanak sağlıyor. Burada minyatür biçimde yer alan yapılar arasında Selimiye Camii, Anıtkabir, Sümela Manastırı, Safranbolu Evleri ya da Mardin Taş Evleri gibi Anadolu’dan sayısız eser var. Miniatürk’te ayrıca Taksim Cumhuriyet Anıtı, Aya İrini Kilisesi, Alman Çeşmesi, Mısır Dikilitaşı ve Topkapı Sarayı gibi menşei İstanbul olan tarihi eser ve yerleri ile de karşılaşabiliyorsunuz.
Son olarak; yurt dışından da Mostar Köprüsü ve Atatürk’ün Selanik’teki Evi gibi Türkiye için önemli olan mimari yapıların minik hallerini Miniatürk’te ziyaret edilebileceğini hatırlatalım.

21) Beyoğlu Sanat Galerisi

Beyoğlu Sanat Galerisi, hem sanat etkinliklerinin sayısı hem de sanatçıların uğrak noktası olmak bakımından İstanbul’un kalbi sayılabilir.
Başkanlık Binası Sergi Salonu olarak da anılan Beyoğlu Belediyesi’ne ait sanat galerisinde; hem güncel sergiler hem de kalıcı sergiler her an ziyaret edilebilirsiniz.
Uluslararası anlamda birçok sergiye ve konferansa ev sahipliği yapan Beyoğlu Sanat Galerisi, İstanbul’un gezilecek yerleri listesine eklenmeli!

22) İstanbul Modern

İstanbul Modern Sanat Müzesi, kısa adıyla İstanbul Modern, modern sanat ile ilgilenenlere hitap eden bir sanat merkezi olarak Beyoğlu’nda yer alıyor. İstanbul Kültür Sanat Vakfı ve Eczacıbaşı ailesinin iş birliğiyle kurulan İstanbul Modern, 2004’ten bu yana, her yıl etkisini daha da arttırarak hizmet vermeye devam ediyor.
Müzede çağdaş sanat eserlerinin görücüye çıktığı sergilerin dışında kütüphane gibi alanlar, film gösterimleri, tiyatro oyunları, konferans ve söyleşi gibi etkinlikler de düzenleniyor. Türkiye’nin metropolünün modernist sanat kültürünü yakından görmek için İstanbul Modern’e mutlaka gitmenizi öneriyoruz.
İstanbul Modern için gelecekte Karaköy’e taşınma durumu var; ancak şu an için Asmalımescit’teki tarihi mekanda yer alıyor.

23) İstiklal Caddesi

Türkiye’nin en ünlü caddelerinden biri olan 1,4 km uzunluğundaki İstiklal Caddesi, İstanbul’un Beyoğlu semtinde, Tünel ile Taksim Meydanı arasında bulunuyor. 19. yüzyıldan beri İstanbul’un sembollerinden biri olarak varlığını devam ettiren İstiklal Caddesi, kafelerden restoranlara, barlardan gösteri merkezlerine, mağazalardan sinema salonlarına kadar birçok etkinlik alanını içinde barındırıyor.
İstanbul’un çekim noktaları bir bir burada ve ara sokaklarında konumlandığı için; İstanbul geziniz boyunca İstiklal Caddesi’ni es geçmeniz pek de mümkün değil. Yine de bir İstanbul gezisinin en az bir saatini tarihi tramvay manzaralı caddede geçirmeyi ihmal etmeyin. Gece hayatı, alışveriş mekanları ve yeme içme ihtiyaçlarınızın tamamını her gün binlerce kişinin gelip geçtiği İstiklal Caddesi’nde karşılayabilirsiniz.
İstiklal Caddesi’nin meşhur ıslak hamburgerinin tadına bakmayı ve taksim meydanında güzel bir hatıra fotoğrafı çektirmeyi unutmayın!

24) Eminönü

16. yüzyılda inşa edilen Rüstem Paşa Camii ve Süleymaniye Camisi’yle çevrelenen Eminönü, İstanbul’un ve aynı zamanda Türkiye’nin en ünlü semtlerinden biridir. Eminönü, İstanbul’un Tarihi yarımada bölgesinde, Haliç’in batısında yer alıyor. Şehrin tarihi çekirdeği olan ‘sur’ içinde yer alan Eminönü, sahip olduğu tarihi ve kültürel zenginliklerle turizm açısından önemli bir cazibe merkezidir.
Balık ekmek yemek için İstanbul’da yolunuzu Eminönü tarafına düşürmelisiniz. Sandallarda pişirilen balıkların satışa sunulduğu bölgede enfes de bir deniz manzarası mevcut. Eminönü’ne kadar gelmişken meşhur Mısır Çarşısı’ndan alışveriş yapmayı da ihmal etmemelisiniz. Günün her saati yerli-yabancı sayısız turistle dolup taşan Eminönü, aynı zamanda önemli bir limandır. Bursa ve Balıkesir (Bandırma) gibi şehirlere seferler düzenleyen İDO ve BUDO feribotları buradan hareket eder. Simit, kestane kebap, mısır ve sandviç gibi sokak yiyecekleri satan seyyar esnaflarla dolu Eminönü’nde sıcacık bir çay ile simit keyfi yapmayı ve buralara kadar gelmişken İstanbul manzarasına karşı bir hatıra fotoğrafı çektirmeyi unutmayın!

25) Bebek Sahili

İstanbul gezilecek yerler listesine mutlaka eklenmesi geren Bebek Sahili, Boğaziçi’nin Avrupa yakasında Rumeli Hisarı ile Arnavutköy arasında yer alıyor. İstanbul’un en lüks semtlerinden biri olan Bebek ve sahili restoran, kafe ve barlarla doludur. Bebek Parkı’yla da bilinen bu sahil, İstanbul gece hayatının hareketli noktalarından biridir.
Şehirde üç beş tur atmak istiyorsanız nereye gitmeniz gerektiğini biliyorsunuz. Bebek sahili, kahvenizi alıp yerleşebileceğiniz en ferah ve en popüler noktalardan biri. Burada hafta sonu her an yürüyüş yapmakta olan ünlü isimlerle karşılaşabilirsiniz. Hafta içi akşam saatlerinde de Bebek’te mekanlar günün yorgunluğunu atmak isteyen nezih kitleler ile dolup taşıyor.
Bebek Sahili’nin muhteşem manzarasına hayran kalacağınızdan eminiz. Tabi bu manzara güzel bir fotoğrafı hakediyor! Bunun yanı sıra İstanbul seyahatinizi Haziran ayına denk getirerek, her yıl Bebekliler Derneği tarafından düzenlenen Bebek Şenliği’ne katılabilirsiniz.

26) Büyük Çamlıca Tepesi

Denizden 268 m yüksekte yer alan Büyük Çamlıca Tepesi, İstanbul’un Üsküdar ilçesinde yer alan ve geçmişi çok eskilere dayanan meşhur bir seyir noktasıdır.
İstanbul siluetinin muazzam manzarasını seyredebileceğiniz yüksek bir tepe olan Büyük Çamlıca Tepesi, turizm açısından şehrin en popüler yerlerinden biridir. Çamlıca, Yedi tepe İstanbul’un en güzel tepelerinden biri olarak, tertemiz havası ve yemyeşil doğal alanıyla meşhurdur. Nurbaba Tekkesi (Bektaşi) gibi yapılara ev sahipliği yapan tepe, yapımına 29 Mart 2013’te başlanan ve 3 Mayıs 2019’da açılışı yapılan Büyük Çamlıca Camisi ile ününe ün katmıştır. cumhuriyet tarihinin en büyük camisi olan büyük Çamlıca Cami, 6 minareden oluşup; 63 bin kişi kapasiteye sahiptir.
Çamlıca Tepesi’ni İstanbul gezilecek yerler listenize mutlaka ekleyin ve sıcak bir tavşankanı çay söyleyip, yedi tepe İstanbul’un manzarasının keyfini çıkarın. Ayrıca gelmişken Büyük Çamlıca Camisi’nin Osmanlı dönemini yansıtan Neo-klasik mimarisini görmeden dönmeyin!

27) Pierre Loti Tepesi

İstanbul’un en meşhur tepesi olan Pierre Loti, Eyüp ilçesinde, denizden 55 m yükseklikte konumlanmış, Haliç’e nazır, oldukça güzel bir tepedir. Adını Fransız yazar Pierre Loti’den alan tepede aynı isimle bir de kahve bulunuyor. İstanbul’un simgesel yapılarından biri olan Pierre Loti tepesine gelenler, genellikle bu kahvede çay-kahve içip, manzaranın tadını çıkarıyor.
Eyüp semtini ve meşhur Eyüp Sultan Camii’ni kuş bakışı izlemek ve çayınızı manzaraya karşı yudumlamak isterseniz sizi Pierre Loti Tepesi’ne alalım. Burası İstanbul’da panoramik manzara denildiğinde ilk akla gelen yerlerden biri. Burasının tarihi 18. yüzyıla dayanıyor ve ticaret adamı ve seyyahların İstanbul gezilerinde mutlaka Pierre Loti Tepesi’ne uğradıkları biliniyor.
Pierre Loti Tepesi’ne ulaşmak için Eyüp-Piyerloti teleferiğini tercih etmelisiniz. Turistik bir ulaşım aracı olan teleferik, hafta içi 08.00-22.00 saatleri arasında yoğun zamanlarda ise 5 dakikada bir hizmet veriyor.

28) Dragos Tepesi

Marmara Denizi’nin enfes manzarasına karşı kuş bakışı İstanbul keyfi yapmak isteyenler için Anadolu Yakası’ndaki Kartal ilçesine bağlı Dragos Tepesi var.
Buradaki sosyal tesisler İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından işletiliyor. Hem Marmara Denizi’ndeki adaları berrak bir biçimde izlemek hem de kahvaltı, öğle yemeği ya da akşam yemeği seçeneklerinden birini keyifle değerlendirmek isterseniz; yolunuzu Dragos Tepesi’ne düşürebilirsiniz.
Dragos sosyal Tesisleri’ne hafta sonu gitmeniz halinde kalabalık ve cıvıl cıvıl bir ortamla karşılaşacaksınız!

29) Sapphire Seyir Terası

261 metre anten yüksekliğiyle, Shard London Bridge’den sonra Avrupa’da en yüksek 17. bina olan Sapphire, İstanbul’un Kağıthane ilçesinde yer alıyor. İstanbul’un çoğu noktasından görülebilen binanın en meşhur yeri kuşkusuz seyir terasıdır.
236 metre yükseklikteki Sapphire Seyir Terası, 360 derecelik İstanbul manzarasıyla, İstanbul gezilecek yerler listesine kesinlikle eklenmesi gereken yerlerin başında geliyor. Sapphire Seyir Terası, Son yıllarda tüm bu özellikleriyle İstanbul’daki seyir tepeleri ve terasları arasında oldukça popüler! Seyir Terası, 66 katlı binanın 54. katında yer alıyor. burada ayrıca İstanbul manzarası eşliğinde yemek yiyebileceğiniz Vista Cafe & Restaurant, özel etkinliklerin düzenlendiği Davet & Organizasyon Salonu ve Showtime Pictures olarak adlandırılan bir fotoğraf çekim alanı bulunuyor.
İstanbul gezinizde paraya kıyıp Sapphire Seyir Terası’nda hizmet veren SkyRide 4D Simülasyon’a katılmak isteyebilirsin. Zira simülasyonda seyir terasında gördüğünüz tüm manzaralara yaklaşma ve onları hissetme şansı tanıyor. Seyir Terası’ndan hareket eden helikopter simülasyonuyla Kız Kulesi, Yere Batan Sarnıcı, Topkapı Sarayı ve Ayasofya gibi birçok simgesel yapıyı yakından görebiliyorsunuz. SkyRide 4D Simülasyon haftanın yedi günü 10.00 – 22.00 saatleri arasında hizmet veriyor.

30) Yuşa Tepesi

Denizden 201 m yükseklikte konumlanmış olan Yuşa Tepesi, İstanbul’un Beykoz ilçesinde, Anadolu Kavağı mevkiinde bulunan turistik bir tepedir. Tepenin bir diğer önemi ise Hz. Yuşa Türbesi’ne ev sahipliği yapmasından kaynaklanıyor.
Tüm şehrin manzarasını buradan görmek pek mümkün olmasa da Yuşa Tepesi İstanbul’u seyredebileceğiniz güzel tepelerden biridir. Hz. Yuşa türbesi nedeniyle yoğun bir ziyaretçi trafiğine sahip olan tepenin kuzeyinde Beykoz’un tarihi yerlerinden biri olan Yoros Kalesi yer alıyor. Dolayısıyla Yuşa Tepesi’ne gelenler bu yapıları da görme şansı elde ediyor.
Yuşa Tepesi’ne sabah erkenden gidip, Yoros Kalesi’nin hemen altında İstanbul’daki doğal kahvaltı mekanlarından ‘Yoros Cafe’de mükellef bir kahvaltının tadını çıkarabilirsiniz.

31) Anadolu Hisarı (Güzelcehisar)

İstanbul Boğazı’nın Asya kıtasındaki kıyılarında konumlanan Anadolu Hisarı; 1395 yılında Sultan Beyazıt tarafından inşa ettirilen bir tarihi eser. Göksu Deresi’nin denizle buluştuğu yere ve boğazın en dar noktasına, 660 metrelik mesafede bulunan noktaya yapılan hisar, bulunduğu semte de adını veriyor. Hisar, 7.000 metrekarelik bir alanda inşa edilmiştir. Surların kalınlığı ise 2,5 metreyi bulmaktadır. Osmanlı Dönemi’nde Gözlücehisar olarak da anılan, küçük bir kale ve surlardan oluşan yapı; boğazdaki transit geçişleri kontrol altına almak amacıyla Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerinden biri olarak hayata geçirilmiş. Beykoz ilçesinde yer alan Anadolu Hisarı’na, Kadıköy ya da Üsküdar iskelelerinden kalkan dolmuşlar aracılığıyla ulaşmanız mümkün.
İstanbul’un tarihi hakkında çok önemli bir ziyaret noktası olan Anadolu Hisarı, günümüzde aktif bir yerleşim yeri olarak kullanılmaktadır. Bölgede bulunan pek çok cafe ve restaurant ise burada zaman geçirmeyi çok daha keyifli bir hale getirmektedir.

32) Rumeli Hisarı

Dünyanın en eski şehirlerinden biri olan İstanbul’un dört bir köşesi derin, köklü ve zengin bir tarihle bezenmiştir. Her sokakta her caddede tarihi atmosferi teneffüs edip, derinden hissedebileceğiniz İstanbul tarihi yerler listesi epeyce uzun…
Topkapı Sarayı’ndan Ayasofya’ya, Yerebatan Sarnıcı’ndan Sultanahmet Camii’ne, Anadolu Hisarı’ndan, Kız Kulesi’ne kadar daha birçok değerli yapıyla çeşitlendirebileceğimiz İstanbul’un tarihi yerleri hakkında detaylı bilgi göz atabilirsiniz, Zira İstanbul’un turistik yerleri ve yapılarının birçoğunu, yılların eskitemediği mimari yapılar ve tarihi eserler oluşturuyor.
Sarıyer ilçesi sınırlarında bulunan Rumeli Hisarı, Anadolu Hisarı’nın tam karşısına konuşlandırılarak İstanbul’un savunmasında büyük görevler üstlenmiş önemli bir yapıdır. Yapımı, İstanbul’un Fethi’nden hemen önce Fatih Sultan Mehmet tarafından emredilmiştir. 15 Nisan 1452 senesinde yapımına başlanan hisarın 139 günde tamamlandığı çeşitli kaynaklarda belirtilmektedir. Hisarın yapımında 1.000’in üzerinde işçi ve ustanın çalıştığı belirtilmektedir. Yapı, Kulle-i Cedide, Yenice Hisar, Boğazkesen Hisarı gibi çeşitli isimlerle de anılmaktadır. 1509 senesinde meydana gelen deprem ve 1746’daki yangın nedeniyle büyük zararlar gören hisar, III. Selim döneminde onarılmıştır.
Dağ Kapısı, Dizdar Kapısı, Hisarpeçe Kapısı ve Sel Kapısı isminde 4 ana kapıya sahip olan hisarın, bir de Mezarlık Kapısı isminde yedek kapısı bulunmaktadır. Hisar, 60.000 metrekarelik bir alanda inşa edilmiştir ve şehre kuzeyden gelebilecek saldırıların önlenmesinde kilit rol oynamıştır.
İstanbul’un fethedilmesin büyük katkılar sunan hisar, günümüzde İstanbul’un simge yapılarından biri olarak kabul edildiğinden, şehre gelenler için İstanbul’un mutlaka görülmesi gereken tarihi yerleri arasında bulunmaktadır.
Rumeli Hisarı, günümüzde çok farklı sanatsal etkinliklere, konserlere ev sahipliği yapmaktadır. Özellikle yaz aylarında gerçekleştirilen bu etkinlikler oldukça keyifli geçmektedir. Eğer bu sanatsal etkinliklerden birine denk gelirseniz ziyaretinizi daha keyifli bir hale getirebilirsiniz.

33) Yedikule Hisarı ve Zindanları

413-439 yılları arasında II. Teodisios tarafından yaptırılan Yedikule Hisarı ve Zindanları, günümüzde İstanbul’un simgesel tarihi noktaları arasında bulunmaktadır. Yapı geçmişte hem devlet hazinelerini saklamak hem de çeşitli sebeplerden mahkum edilen kişileri hapsetmek için kullanılmıştır. Hatta II. Osman da bu zindanlarda mahkum edilmiştir.
Hisarın ismi ise sahip olduğu 7 kuleden gelmektedir. Bu kulelerin 4 tanesi Bizans döneminde, 3 tanesi ise Osmanlı döneminde inşa edilmiştir. Kulelerin isimleri ise Genç Osman, Cephanelik, 3. Ahmet, Hazine, Zindan, Top ve Bayrak Kulesi isimleriyle anılmaktadır.
Adeta bir açık hava müzesi olan Yedikule Hisarı ve Zindanları ile tarihin küf tutmuş soğuk yüzüyle de yüzleşme fırsatına sahip olacaksınız.
Yedikule Zindanları günümüzde çeşitli konser etkinliklerine ev sahipliği yapmaktadır. Bu etkinliklere dahil olarak bu tarihi noktanın etkileyici ambiyansını daha iyi hissedebilirsiniz.
Efsanesi! Zindanlarda geçmişte Paganların da tutsak edildiği ve işkenceye maruz kaldığı da belirtilmektedir. Paganlar her ne kadar işkenceye karşı kendilerini eğitmiş olsa da artan işkencelere dayanamayan bir Pagan’ın Latince bağırarak zindanlarda ölen insanların ruhunun burada hapsolmasını ve Mesihle beraber uyanarak işkence yapanlardan hesap sormasını istediği rivayet edilmektedir ve ara sıra zindanlardan Latince haykırışlar duyulduğu söylenmektedir.

34) Yoros ve İmros Kaleleri

Karadeniz ve Boğaz’ın birleştiği noktada karşılıklı olarak inşa edilen Yoros ve İmros Kaleleri, askeri ve ticari amaçla kullanılmıştır. Bizanslıların elindeki kaleler, Doğu Roma’nın güçsüz olduğu zamanda Cenevizlilerin de himayesinde kalmıştır. Kaleler, 14. yüzyılda Osmanlılar tarafından da fethedilmiştir.
Yoros Kalesi, sahip olduğu özellikler neticesinde 2013 yılında UNESCO Geçici Listesi’ne de dahil edilerek, ne kadar önemli ve tarihi bir yapı olduğunu kanıtlamıştır. Kaleler aynı zamanda manzarası ile de ziyaretçilerini kendine hayran bırakmaktadır. Yoros Cafe, bölgeyi ziyaret edenlere muhteşem manzara eşliğinde kahvaltı yapma olanağı da sunmaktadır.

35) Garipçe Kalesi

Garipçe sırtlarında bulunan Garipçe Kalesi, Osmanlı döneminden kalma, unutulmaya yüz tutmuş kalelerden biridir. Sultan III. Mustafa dönemine uzanan kalenin yapım tarihinin ise 1757-1774 yılı olduğu düşünülüyor. Kale bir süre boyunca TSK tarafından da kullanılmıştır.
Garipçe Kalesi, Karadeniz’in keskin sırtlarını görmek için bulunmaz bir fırsat. Burası her ne kadar ürkütücü olsa da mimari dehası ile görenlerin nefesini kesmeyi başarıyor.
Garipçe Kalesi’ne uğramak için geleceğiniz Garipçe Köyü mutlaka zaman geçirilmesi gereken İstanbul’un şirin duraklarından biridir. Eğer vaktiniz bol ise köydeki balıkçılarda balık ziyafeti çekmeyi de ihmal etmeyin.

36) Riva Kalesi

Beykoz’daki Riva Deresi’nin Karadeniz’le buluştuğu nokta Riva Kalesi’ne ev sahipliği yapıyor. Osmanlı’nın Yoros Kalesi ile eş zamanlı ele geçirdiği kalenin inşa tarihi ile ilgili net bir bilgiye ulaşılamıyor. Kale, Osmanlı döneminde “Revan Kalesi” olarak anılmıştır. Kaleye ait 2 burç bulunmasına karşın burçlardan biri ne yazık ki yıkılmıştır.
Şu anda kendi haline bırakılmış olsa da İstanbul’daki gezinizin Riva ayağında tarihi açıdan önemli olan bu kale mutlaka ziyaret edilmeli diye düşünüyoruz.
Riva’ya kadar gelmişken; İstanbul’da denize girilebilecek en güzel yerlerden olan Riva Plajı’ndan da faydalanabilirsiniz.

37) Ocaklı Ada Kalesi

Şile Kalesi olarak da anılan Ocaklı Kale, İstanbul’un Şile ilçesinde Cenevizlilerden kalan kültür varlıklarından biri. 12 metre yüksekliğindeki kale beyaz renkli kireç taşlarından oluşuyor. Tarih boyunca hem Bizanslılar hem de Osmanlılar tarafından bakım ve onarım gören kaleyi görmeyi, Şile’ye düzenlediğiniz bir deniz gezisi ile birlikte organize edebilirsiniz.
Yaklaşık 2.000 yıllık bir tarihe sahip olan kalenin, son yıllarda gerçekleştirilen restorasyon çalışmaları ise tartışmalara neden oldu. Kalenin, bir çizgi film karakterine benzediği iddia edilmektedir.
Şile’ye gelenler için yakınlarına gidilmese bile sahil kenarından, uzaktan görülmesi gereken yapı, denizin ortasındaki etkileyici görünümü ile dikkat çekiyor.
Şehrin bu bölümünde kahvaltı için de tercih edebileceğiniz doğal seçenekler var ve güzel hafta sonu geçirmek için bu seçenekleri değerlendirebilirsiniz.

38) Galata Kulesi

Türkiye’nin tarihi Turistik yerleri ve İstanbul’un tarihi yerleri denildiğinde ilk akla gelen yapılardan biri, şehrin tanıtımında da büyük öneme sahip olan Galata Kulesi. Kule, 528 yılında inşa edilmiştir. Kulenin inşasının Bizans İmparatorlarından Anastasius Oilosuz tarafından gerçekleştirildiği bilinmektedir. Yapı ilk olarak ahşaptan yapılmıştır ve denizcilere yol göstermek amacıyla inşa edilmiştir. Yaklaşık 700 yıl boyuna ahşap yapısına rağmen ayakta kalmayı başaran yapı, 1204 senesinde çıkan yangınla hasar görmüş, 1348 senesinde Cenevizliler tarafından taştan yeniden inşa edilmiştir.
Kule, Osmanlı döneminde rasathane, hapishane gibi farklı amaçlarla da kullanılmıştır ancak en yoğun olarak yangın gözlem kulesi olarak hizmet vermiştir. Galata Kulesi aynı zamanda, Hezarfen Ahmet Çelebi’nin kanat takarak kendisini boşluğa bıraktığı ve ilk uçuş deneyimini gerçekleştirdiği yer.Kule, günümüzde İstanbul’un en gözde turistik noktalarından biridir ve her yıl yüzbinlerce kişi tarafından ziyaret edilmektedir.
Gerek konu olduğu efsaneleri, gerek muhteşem manzarası, gerekse etkileyici mimarisi ile İstanbul’un en önemli değerlerinden biri olduğu için Galata Kulesi, her İstanbul’a gelenin kesinlikle görmesi gereken yerlerin başında gelmektedir.
Kulenin tepesine mutlaka çıkın ve şehrin panoramik manzarasını seyredin. Bazı zamanlar sıra hayli fazla oluyor ancak buna kesinlikle değdiğini belirtmek isteriz. Dilerseniz kulenin tepesindeki cafede bir şeyler yeyip içebilirsiniz. Fiyatların makul olduğunu da belirtelim.Galata Kulesi’ne dair pek çok efsane ortalıkta dolaşmaktadır. Bunlardan ilki Roma dönemine dayanmaktadır. Söylentiye göre birbirini seven çiftler Galata Kulesi’ne ilk kez birlikte çıktıklarında evleneceklerine inanılırmış. Hal böyle olunca; burası İstanbul’da gezilecek yer arayışındaki romantik çiftlerin yakın markajı altında olduğunu da belirtmekte fayda var.
Bir diğer efsanede ise Galata Kulesi ile Kız Kulesi arasındaki aşktan bahsedilmektedir. Birbirine kavuşamayacağını düşünen bu iki kule ümitsizliğe kapılmış. Galata Kulesi’nden uçan Hazerfan, Galata’nın yazdığı mektupları Kız Kulesi’ne bırakmış ve Kız Kulesi, sevgisinin karşılıksız olmadığını anladığı o günden sonra çok daha güzel bir hal almış.

39) Kız Kulesi

Şehrin ismiyle özdeş nazenin tarihi duraklarından olan Kız Kulesi, İstanbul’a gelirken herkesin görmek istediği yerlerin başında gelmektedir. Kulenin tarihi 2500 yıl önce yapıldığı tahmin edilmektedir. Kulenin yer aldığı kayalardan geçmişte ilk olarak MÖ 410 senesinde söz edilmektedir. Adanın Atinalılar tarafından boğazdaki gemi trafiğini denetlemek adına kullanıldığı belirtilmektedir.
Roma, Bizans ve Osmanlı döneminde de ada gözetleme ve üs amaçlarıyla kullanılmıştır ve çeşitli kuleler inşa edilmiştir. Cumhuriyet döneminde askeriye tarafından deniz trafiğini denetleme amacıyla kullanılan yapı, çeşitli tadilatlardan geçmiştir. Günümüzde ise 1995 senesindeki restorasyon sürecinin ardından 2000 yılından itibaren ziyaretçilerini ağırlamaya başlamıştır ve restoran olarak hizmet vermektedir. Kulede çok çeşitli organizasyonlar düzenlenmektedir.
Kız Kulesi çok eski tarihi ile mutlaka görülmesi gereken yerler arasında bulunuyor. Bunun yanı sıra farklı bir ortamda evlenme teklifi, akşam yemeği gibi tecrübeler edinmek için de gidilebilecek bir yer. Kuleye gitmeseniz bile sahil kenarında gün batımına nazır içeceğinizi alabilir ve manzaranın tadını çıkarabilirsiniz.
Belki de ülkemizde hakkında en fazla efsane üretilen yerlerin başında kuşkusuz Kız Kulesi gelmektedir. Bunların en başında Galata Kulesi ile ilgili efsane gelmektedir. Bununla ilgili detayları yazımızın Galata Kulesi ile ilgili kısmında paylaştığımız için burada yer vermiyoruz. Diğer en fazla bilinen efsane ise kuleye sepette gelen yılan efsanesidir. Bu efsanenin de çeşitli versiyonları bulunmaktadır ancak özünde bir kızın kehanetteki ölümden kaçmak adına kuleye yerleştirildiği ve sepette gelen bir yılan tarafından sokularak öldürüldüğü rivayet edilmektedir.
Bir diğer efsanede ise kulede yaşayan bir rahibenin aşık olduğu rahiple arasındaki aşktan bahsedilmektedir. Aşk yaşamaları yasak olan çift buluşabilmek için geceleri gizli bir şekilde rahibin yüzerek kuleye gelmesi gerekmektedir. Bir gece gene buluşmak için boğazda yüzen rahip, rahibenin fenerinin sönmesi ile boğazda kaybolur ve aşk son bulur. Buna şahit olan rahibenin de kendini boğazın sularına atarak öldürdüğü rivayet edilmektedir.

40) Ayasofya Camii

k olarak İmparator Konstantios tarafından 360 senesinde yaptırılan kilise, daha sonra 415 yılında, ardından da 537 yılında İmparator I. Justinianos tarafından yaptırılmıştır. 1453 yılında Fatih Sultan Mehmed Han’ın İstanbul’u fethetmesinin ardından cami olarak kullanılmaya başlanan yapı, sadece ülkemizin değil dünyanın en önemli miraslarından biridir. Camiye çevrilmesinin ardından yapıya Mimar Sinan tarafından minare eklenmiştir. Osmanlı dönemi boyunca çeşitli zamanlarda kilisenin cami olarak hissedilmesi adına çeşitli eklemeler yapılmıştır.
Bakanlar Kurulu’nun almış olduğu karar neticesinde yapı, 1 Şubat 1935 tarihi itibariyle müze olarak ziyarete açılmıştır.
Burası dünyanın en eski katedrali olarak kabul edildiğinden özellikle Hristiyan dünyası için çok önemli bir konumda bulunmaktadır. Kubbesi ise en büyük dördüncü kubbe olma özelliğini taşımaktadır.

41) Sultanahmet Camii

Ayasofya’nın hemen karşısında bulunan Sultanahmet Camii, sahip olduğu mavi seramikler nedeniyle dünyada “Blue Mosque” olarak bilinmektedir ve camide 20.000’in üzerinde çini bulunmaktadır. Camii, Sultan I. Ahmet tarafından 1609-1616 seneleri arasında inşa ettirilmiştir. Caminin mimarı ise Mimar Sinan’ın öğrencilerden biri olan Sedefkar Mehmet Ağa’dır.
İlk olarak 6 minareli yapılan camii, dünya üzerinde sadece Kabe’de bulunmasından ötürü eleştiri almış ve mimar da camiye 7. minareyi inşa ederek bu duruma bir çözüm bulmuştur. Caminin etkileyici avlusu ise camiye girenleri ilk karşılayan etkileyici detayların başında gelmektedir. Caminin duvarlarında ise ayetler ve 4 halifenin ismi bulunmaktadır. Muhteşem akustiği ile dikkat çeken camiye örümcekleri engellemek için koyulan devekuşu yumurtaları ise dikkat edilmesi gereken önemli detaylar arasında bulunuyor.
Tarihi Yarımada içinde bulunan ve Osmanlı döneminden kalma en önemli camilerden biri olan Sultanahmet Camii, İstanbul Camileri içinde mutlaka zaman ayrılması ve uzun uzun incelenmesi gereken yerlerin başında gelmektedir.

42) Süleymaniye Camii

Mimar Sinan tarafından inşa edilen Süleymaniye Camii, Kanuni Sultan Süleyman’ın emriyle 1551-1557 yılları arasında inşa edilmiştir. Camiinin inşası için ülkenin pek çok farklı noktasından malzemeler getirtilmiştir. Tarihçilere göre cami inşaatında 3.500’ün üzerinde işçi çalışmıştır. Burası sadece bir cami değil, 15 bölümden bir külliyedir ve türbelerden medreseye pek çok bölümden oluşmaktadır. Caminin akustiği ise “kusursuz” olarak nitelendirilmektedir.
Camide bulunan dört minare Kanuni’nin İstanbul’un fethinin ardından tahta geçmiş olan 4 ve on şerefe ise Osmanlı Devleti’ndeki tahta geçen 10. padişahı olmasını simgelemektedir. Camiye imam seçilirken iki dil bilme ve sosyal bilimlerle ilgili eğitim almış olma şartının konması ise Osmanlı’nın ve Mimar Sinan’ın bu camiye ne kadar önem verdiğini bizlere göstermektedir.
Kanuni Sultan Süleyman, Hürrem Sultan ve Mimar Sinan’a ait türbelerinin külliye içinde bulunması, Osmanlı ve İslam tarihine ilgi duyan herkes için burayı görülmesi gereken bir durak yapmaktadır.

43) Ortaköy Camii (Büyük Mecidiye Camii)

Ortaköy’e gelenlerin mutlaka ziyaret ettiği Ortaköy ya da Büyük Mecidiye Camii, boğaza nazır manzarası ile dikkat çekiyor. Nigoğos Balyan tarafından tasarlanan caminin tasarımında Barok ve Rokoko unsurları dikkat çekmektedir ve caminin yapımı 1856 yılına uzanmaktadır. Cami inşaatına Sultan Abdülmecid’in emriyle başlanmıştır. Cami, çeşitli dönemlere güçlendirme ve restorasyon çalışmalarıyla günümüzdeki halini korumayı başarmıştır.
Ortaköy, İstanbul’un en fazla ziyaretçi çeken noktalarından biri konumunda bulunuyor. Ortaköy Camii de şehirde yaşanmış pek çok olaya tanıklık etmiş asırlık bir çınar. Hal böyle olunca bu özel camiyi ziyaret etmek de zamanını verimli geçirmek isteyenler için yapılması gereken şeyler arasında bulunuyor.

44) Eyüp Sultan Camii

İstanbul’un fethinin ardından 1458 yılında inşa edilen Eyüp Sultan Camii, İstanbul’da Osmanlıların inşa ettiği ilk cami olma özelliğini taşımaktadır. Camii, Eyüp ilçesinde Haliç körfezi yakınlarında inşa edilmiştir.
İstanbul’da Osmanlıya ait ilk cami olması ve Hz. Muhammed (SAV)’in yakın arkadaşı Ebu Ayyub el-Ansari’nin türbesinin bulunması nedeniyle mutlaka ziyaret edilmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Eğer imkanınız olursa caminin muhteşem atmosferi için bir sabah namazı kılmak, sizin için unutulmaz bir deneyim olacaktır.

45) Fatih Camii ve Külliyesi

Fatih Camii, fethin ardından 10 yıl sonra yapılmıştır. İnşası 7 yıl süren cami, 1470 senesinde tamamlanmıştır. İlk cami 1766 yılında gerçekleşen bir depremle yıkılınca 1771 yılında yeniden inşa edilmiştir ve günümüze ulaşan cami de ikinci inşa edilen camidir. Cami, adını yapılmasını emreden II. Mehmed’den almıştır. Cami, harap bir halde bulunan MS 4. yüzyıldan kalma Kutsal Havariler Kilisesi’nin yerine inşa edilmiştir. Bu kilise Hristiyanlar için İstanbul’daki en önemli duraklardan biri olma özelliğine sahipti.
Fatih Camii’nin avlusu, en büyük cami avlularından biridir. Bu nedenle halk ve devlet için önemli olan kişilerin cenaze törenleri genellikle bu camide yapılmaktadır.
II. Mehmed’in ve karısının mezarlarının da bulunduğu külliye, gerçek manada bir tarihi bünyesinde barındırıyor.
Cami ziyaretinizi çarşamba gününe denk getirirseniz semtte kurulan sokak pazarına da uğramayı ihmal etmeyin.

46) Mihrimah Sultan Camii ve Külliyesi

Adını Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan’dan alan cami, Üsküdar’ın merkezinde ve rıhtımın tam karşısında konumlanıyor. Mimar Sinan imzalı bir mimari eser olmasıyla dikkat çeken cami, 1562-1565 yılları arasında sultanın isteği üzerine inşa edilmiş. Yine Mimar Sinan tarafından tasarlanan ve bu kez Edirnekapı’da yer alan bir Mihrimah Sultan Camii daha olduğunu da hemen not düşelim. Halk arasında; Mimar Sinan’ın sultana olan aşkına karşılık bulamadığı ve şehrin iki yakasına iki cami inşa ederek aşkını ölümsüz hale getirdiği rivayet ediliyor.
Benzersiz bir yapıda inşa edilmiş olan cami, 37 metre yüksekliğinde ve 20 metre çapında etkileyici bir kubbe ile çevrilmiştir. Edirnekapı’da bulunan Mihrimah Sultan Camii, sahip olduğu tek minareli yapısı ile diğer Osmanlı camilerinden ayrılmaktadır.
Mimar Sinan’ın yapmış olduğu bu iki cami, ay ve güneş anlamına gelen “Mihirimah Sultan’a” ithaf edilmiştir ve 21 Mart tarihinde güneş Edirnekapı’daki camiden aşağı inerken, ay Üsküdar’daki camiden yükselmektedir. Bu kadar

47) Rüstem Paşa Camii

Mimar Sinan eserleri ilginizi çekiyorsa; İstanbul’un tarihi yerleri kapsamında birkaç saatinizi de Rüstem Paşa Camii’ne ayırmak isteyebilirsiniz. Rüstem Paşa Camii, 1564 yılında kullanıma açılan ve bugün neredeyse 500 yıllık tarihi zorlayan bir ibadethane. Cami, Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı olan Mihrimah Sultan tarafından eşi Damat Rüstem Paşa için yaptırılmış ve bu isimle anılmıştır. 24 pencereye sahip olan caminin eşsiz kubbesi ise sekiz köşeye sahip fil ayağıyla desteklenmektedir.
Rüstem Paşa Camii, klasik İznik çinilerinin en etkileyici örneklerini barındırması nedeniyle görülmesi gereken önemli bir cami. Bu karmaşık mavi çiniler birleştiğinde ortaya seyrine doyum olmayan, muhteşem bir yapı çıkarmış.
Cami dışarıdan bakıldığında pek bir gösterişe sahip değildir. Mimarin dehası ve gösterişi caminin iç kısmına saklanmıştır. Bu nedenle camiyi ziyarete geldiğinizde mutlaka iç kısmını detaylı bir şekilde incelemelisiniz.

48) Hırka-i Şerif Camii

Caminin inşası 1847-1851 yılları arasında Sultan Abdülmecid tarafından gerçekleşmiştir. Camide bulunan “Kutsal Emanetler” burasını çok daha manevi bir yer haline getirmekte ve çok daha fazla ziyaretçi tarafından ziyaret edilmesini sağlamaktadır.
Hz. Muhammed (SAV)’in Veysel Karani’ye hediye etmiş olduğu hırkası, günümüzde bu camide görülebilmektedir. Bu bile camiyi ziyaret etmek için tek başına yeterli bir sebeptir.

49) Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri Türbesi

Osmanlı döneminin en saygı duyulan ve fikirlerine önem verilen din alimlerinden olan Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri’nin türbesi, kendisine dua etmek isteyenler tarafından sıklıkla ziyaret edilen yerlerin başında gelmektedir. 1628 senesinde vefat eden alimin kabri de bu türbenin içinde bulunmaktadır.
İslam tarihine önem verenler için, fikirlerine çok değer verilen bu velinin kabri ve türbesi bizce muhakkak ziyaret edilmelidir.

50) Aya Triada Rum Ortodoks Kilisesi

1876-1880 tarihleri arasında inşa edilen Aya Triada Rum Kilisesi; konum olarak İstanbul’un kalbi sayılan Taksim’de yer alıyor. Ortodoks mezhebi için önemi bulunan tarihi yapı, geçmişte Rum mezarlığı ve Yunan hastanesi olarak kullanılan ancak daha sonra tahliye edilen bir alan üzerine kurulu. İnşaata Potessaro isimli mimar başlamış olsa da yapı, Vassilaki Ionnidis tarafından tamamlanmıştır.
Bina, yapıldığı döneme kadarki kiliseler arasında kubbeli olarak inşa edilen ilk kilise olma özelliğine sahipti. Heykeltıraş Alexandros Krikelis mermer eserler üretirken Sakellarios Megaklis iç mekanı boyamış ve süslemiştir.
6-7 Eylül 1955 yılları arasında İstanbul Olayları sırasında yakılan ve yağmalanan kilisedeki, isler, o günün hatırlanması adına hala görülebilmektedir. Kilisedeki bazı bölümlerin tadilatı için gerçekleştirilen restorasyon çalışmaları ise iki yıl sürmüş ve kilise 2003 yılında yeniden ziyaretçi kabul etmeye başlamıştır.
Kilise, İstanbul’daki en büyük Ortodoks mimari yapılarından biri olarak kabul edilmektedir. Oldukça merkezi bir konumda bulunması da burayı ziyaret etmeyi cazip kılan nedenler biridir.

51) Sent Antuan Kilisesi

İstiklal Caddesi’nde bulunan Saint Antoine Kilisesi, İstanbul’un en büyük Roma Katolik Kilisesi olma özelliğini taşımaktadır. Kilise, İstanbul’da yaşayan İtalyan topluluğuna hizmet vermek için inşa edilmiştir. Kırmızı tuğlalardan yapılan bina, 1725 yılında inşa edilmiş olmasına karşın tramvay yolu nedeniyle 20. yüzyılda yıkılmıştır. Mimar Giuliu tarafından yeniden inşa edilen kilisenin tamamlanması ise 1912 senesini bulmuştur.
Kilisenin ithaf edildiği Aziz Antoine, ünlü bir Portekizli rahipti ve yaşadığı dönemde çok sevildiği için kiliseye adı verilmişti. Kilise, Katolik dünyasında çok önemli bir yere sahiptir ve 2003 yılında Papa XXIII. John, İstanbul ziyaretinde bu kilisede vaaz da vermiştir.
Kilise dünya genelinde önemi bir dini uğrak noktasıdır. Bunun yanı sıra Luigi Bresciani’nin yaldızlı ahşap St. Anthony heykeli başta olmak üzere kilisede pek çok sanat eserinin bulunması da burasını ziyaret etmeyi gerekli kılan sebepler arasında bulunmaktadır.

52) Bulgar Ortodoks Kilisesi (Demir Kilise)

Geçtiğimiz dönemde yedi senelik bir restorasyona tabi tutulan yapının ilk açılış tarihi 1898. Haliç’teki kilise Gotik Revival tarzda inşa edilmiştir. Mimari denemelerden ortaya çıkan Demir Kilise ya da St. Stephen Kilisesi, tamamen demirden yapılmıştır. Söylentiye göre Sultan Abdülaziz azınlık kesimin kilise yapma isteğine pek sıcak bakmamış ancak ısrarlara dayanamayarak çok hızlı bir sürede inşa edilmesi şartıyla izin vermiştir. Buna istinaden demonte bir şekilde İstanbul’a getirilen kilise, 30 gün gibi kısa bir süre içinde tamamlanmıştır.
Kilisedeki paslı yapı adeta açan çiçeklere benzemektedir ve dönemin şartlarına göre oldukça yenilikçi bir fikir ile demonte olarak bulunduğu noktaya getirilmiştir. Tamamen demirden ve metalden inşa edilmiş olması ise kiliseyi, mimari açıdan da çığır açan bir yenilik olarak görmemizi sağlamaktadır.

53) Aya Yorgi Rum Patrikhane Kilisesi

İlk olarak 12. yüzyılda inşa edilmiş olan Aya Yorgi Rum Patrikhane Kilisesi, 1601 yılına kadar Kadınlar Manastırı olarak kullanılmıştır. 1614 senesinde ise kilise olarak kullanılmaya başlanmıştır. Söylenene göre Osmanlı sultanlarından Sultan Mustafa tarafından 1701 senesinde yıktırılmış ancak 1720 senesinde yeniden yapılmıştır. Kilisenin avlusunda günümüzde Patrik binası ve kütüphane yer almaktadır. Kilisenin ana binasını taşıyan 12 sütun ise 12 havariyi temsil etmektedir.
Rum Ortodoks Patrikhanesi’nin bu kilisenin avlusunda bulunması burasını, dini anlamda çok önemli bir yer haline getirmektedir. Kilise içindeki 5. yüzyıldan kalma patrik tahtı, üç mozaikli ikona, İsa’nın zincirlendiği ve kırbaçlandığı söylenen sütun ve üç azizenin tabutları gibi çok önemli dini miraslar burasının önemini çok daha arttırmaktadır.

54)  Aya İrini Kilisesi

Büyük İmparator Konstantin, 330 senesinde daha önce bir Pagan tapınağının olduğu yere Aya İrini Kilisesi’nin inşa edilmesini emretmiştir. Kilise, adını Hristiyanlığın yayılması için çabalayan bir azizden almaktadır. Kilise ilk olarak ahşaptan inşa edilmiş ve çıkan yangın ve depremlerde büyük hasarlar görmüştür. Her defasında yenilenen kilise, İstanbul’un fethinin ardından Topkapı Sarayı’nın surlarında, uzun süre silah deposu olarak kullanılmıştır. Nihayet 1869 senesinde kilise müzeye dönüştürülmüştür.
Ayasofya’nın hemen ardından Aya İrini Kilisesi, Hala İstanbul’daki Bizans döneminden kalma ikinci en büyük ve en eski kilise olarak kullanılmış binadır. Kilise, aynı zamanda Osmanlı Devleti’nin ilk müzesi olma özelliğine de sahiptir.

55) Kırım Kilisesi

İstanbul’daki neogotik mimari eserlerinden bir diğeri; Beyoğlu’nda yer alan Kırım Kilisesi. Kırım’ı Anma Kilisesi olarak da bilinen eser; 1868 yılında İngilizler tarafından Osmanlı padişahının izni ile inşa edilmiştir. Kırım Savaşı anısına yapılan maneviyat evi, birinci derece kentsel sit alanı kabul ediliyor. Neo-Gotik tarzda inşa edilen bu Anglikan Kilisesi, özellikle bahçesiyle insanı etkisi altına almayı başarmaktadır.
Kilisenin isminin “Kırım Kilisesi” olmasının sebebi ise Osmanlı Devleti’nin bağışladığı toprak üzerinde Kırım Savaşı’nı anmak üzere inşa edilmiş olmasıdır.
İstanbul’daki Neo-Gotik tarzda inşa edilmiş kilise olması nedeniyle kesinlikle görülmesi gereken bir yapı olduğunu söyleyebiliriz.
Burası akustik özelliğinden dolayı bazı özel etkinlikler için de kullanılabildiğinden; böyle bir etkinliğe denk gelirseniz değerlendirebilirsiniz.
Aslında efsane değil ama ilginç bir hikayesi söz konusu. Söylentiye göre Kırım Kilisesi açıldıktan sonra Kraliçe Victoria, dönemin padişahına İngiliz yapımı bir araç hediye eder ancak şeyhülislam arabanın “şeytan işi” olduğu yönünde fetva verince Osmanlı’ya giren ilk ve tek araba Sarayburnu’ndan soğuk sulara bırakılmıştır.

56) Büyükada-Aya Yorgi Kilisesi

Büyükada’ya gidenlerin mutlaka uğradığı Aya Yorgi Kilisesi 1905 yılında inşa edilmeye başlanmış ve 1909 yılında ibadete açılmıştır. Ulaşmak için dik bir yokuşu tırmanmanın gerektiği Aya Yorgi Kilisesi, etkileyici yapısıyla bütün yorgunluğa değecek bir final oluyor. Özellikle 23 Nisan ve 24 Eylül tarihlerinde çok kalabalık olan kilisede, ziyaretçiler bu tarihlerde bol bol dilek dileyerek şifa için dua etmektedir.
Hem kilisenin 110 yıllık tarihi bardındırması hem de kilisenin bulunduğu tepenin eşsiz manzarası için Aya Yorgi Kilisesi ziyaret edilmesi gereken yerler arasında bulunuyor.

57) Topkapı Sarayı

Osmanlı’nın gücünün bütün dünyaya gösteren heybetli bir yönetim merkezi olarak inşa edilen Topkapı Sarayı, Fatih Sultan Mehmet döneminde 1478 senesinde tamamlanmıştır. Kompleks bi yapıya sahip olan saray, Bab-ı Hümayun, Divan Meydanı, Alay Meydanı, Enderun Avlusu, Sofa-i Humayun, Harem olmak üzere 6 ana bölümden oluşmaktadır. Sarayın 8 giriş kapısı bulunmaktadır ve en gösterişli olanı şüphesiz “Saltanat Kapısı”dır. Saray günümüzde 80.000 metrekare alan üzerinde bulunmaktadır. Saray, 03.04.1924 tarihinde müze olmuş ve Cumhuriyet tarihinin ilk müzesi olma özelliğine kavuşmuştur.
Osmanlı döneminde ne kadar güçlü ve dünyaya hükmeden bir imparatorluk kurulduğunu görmek için İstanbul’da gezilecek görülmesi gereken tarihi yerler arasında mutlaka Topkapı Sarayı’nı da eklemek gerekiyor. Dünyada eşi benzerine az rastlanır bir saray olması da bu ziyareti daha anlamlı kılan şeylerden biri.
Dilerseniz burayı tıklayarak sarayı ziyaret etmeden önce üç boyutlu bir şekilde inceleyebilirsiniz.

58) Dolmabahçe Sarayı

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün 10 Kasım 1938 tarihinde saat 09:05’te hayata gözlerini yumduğu yerdeyiz. Sultan Abdülmecit tarafından yaptırılan ve yapımı 1856 yılına dek süren Dolmabahçe Sarayı; 1984 yılından bu yana müze olarak da gezilebiliyor. Sarayın toplam alanı ise 110.000 metrekare. Saray toplamda 6 padişaha ev sahipliği yapmıştır.
Dolmabahçe Sarayı devlet işlerinin yürütüldüğü Mâbeyn-i Hümâyûn (Selamlık), padişah ve ailesinin yaşam alanı olan Muâyede Salonu (Tören Salonu) ve önemli törenlerin gerçekleştirildiği Harem-i Hümâyûn bölümlerinden oluşmaktadır. Sarayda birçok şeyin simetrik olarak yerleştirilmiş olması da dikkat çeken özelliklerden biri.
Oldukça büyük ve etkileyici bir saray olan Dolmabahçe Sarayı, Osmanlı’nın etkileyici ve görkemli saray yaşamını görmek için ziyaretçilerine büyük bir fırsat sunuyor.

59) Yıldız Sarayı

III. Selim tarafından, annesi Mihrişah Sultan için inşa ettirilen Yıldız Sarayı’nın tarihi 18. yüzyıla kadar dayanıyor. Yıldız Sarayı, mimari açıdan Topkapı Sarayı ile benzerlik göstermektedir. Osmanlı’nın yönetim merkezlerinden biri olarak kullanılan sarayın ilk misafiri ise II. Abdülhamid olmuştur ve kendisinin tahttan indirildiği 31 Mart olaylarında ne yazık ki saray büyük zarar görmüştür. Saray, 1994 yılından bu yana müze olarak ziyaretçilerini ağırlamaktadır. Saray müze, tiyatro ve sahne sanatları müzesi şeklinde 3 bölümden oluşmaktadır.
Çevresinde, av sahası olarak kullanılan geniş bir koruluk alan barındıran saray; özellikle Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde şahit olduğu önemli olaylar nedeniyle de dikkat çekici. Mimari olarak, buranın geleneksel saray anlayışından farklı olduğunu kesinlikle söyleyebiliriz. İstanbul’un tarihi yerleri arasında, mutlaka görülmesi gereken bu tarihi mekan Beşiktaş ilçe merkezinde, Serencebey Yokuşu üzerinde yer alıyor.
Burası Osmanlı’nın son dönemine tanıklık etmiş, kültürel ve zanaatsal açıdan ülkemizin önemli ziyaret duraklarından biridir.
Saray ziyaretiniz esnasında Kaskat Köşkü’nde Yıldız Porselen Fabrikası ürünlerini ve birçok farklı koleksiyon eşyasını incelemeyi de ihmal etmeyin.

60) Beylerbeyi Sarayı

24 oda, 6 salon ve bir Türk hamamına sahip olan Beylerbeyi Sarayı, Hagop ve Sarkis Balyan isimli mimarlar tarafından tasarlanarak 1865 senesinde tamamlanmıştır. Neo-Barok stille inşa edilmiştir ve Osmanlı sultanları için yazlık saray olarak kullanılmıştır.
Sarayın geniş bir havuza sahip alt kattaki salonu serinlemek için kullanılmaktaydı. Sarayın dört bir yanında ise deniz temalı süslemeler bulunmaktadır. Merkeze konumlanmış bükümlü bir merdivenle çıkılan sarayın sahip olduğu manzara ise enfes.
Saraydaki bazı mobilyalar, 1918 yılından ölümüne kadar burada hapsedilmiş olan Sultan II. Abdülhamid tarafından işlenmiştir. Sarayla ilgili bir diğer ilgi çekici bilgi ise Fransız İmparatoriçesi Eugenie, burada kaldığı sırada sarayın pencerelerinden çok etkilenmiş ve Paris’teki Tuileries Sarayı için de aynı pencere modelinin kullanılmasını istemiştir.
Etkileyici Boğaz manzarası eşliğinde bu tarihi konağın tadını çıkarmak ve bir şeyler yudumlamak için mutlaka Beylerbeyi Sarayı’na vakit ayırmanızı öneriyoruz.

61) Çırağan Sarayı

Farsça meşale anlamına gelen “cerag” kelimesinden ismini alan Çırağan Sarayı, Osmanlı döneminde meşaleler yakılarak gerçekleştirilen eğlenceler nedeniyle bu isimle anılmıştır. Sarayın yerinde ilk olarak 1800’lerin başında inşa edilmiş olan ahşap bir yapı bulunmaktaydı. Ahşap bina yıkıldıktan sonra hem iç tasarımı hem de dış tasarımı ile etkileyici görünüme sahip bir saray inşa edilmiştir. Sarayın yapımında mermer kullanılmıştır ve 80.000 metrekarelik bir alanda inşa edilmiştir. Saray boğaz kıyısında 750 metre boyunca uzanmaktadır.
Abdülaziz’in 29 sene ailesiyle hapsedildiği saray, 1908 senesinde meclis binası olarak değerlendirilmiştir. 1910 senesinde çıkan bir yangınla saray yok olmuştur. 1990 senesinde gerçekleştirilen onarım çalışmaları neticesinde saray, büyük organizasyonların ve düğünlerin gerçekleştirildiği bir otel olarak hizmet vermeye başlamıştır.
Çırağan Sarayı, şu anda İstanbul’un en önemli tarihi değerleri arasında bulunduğundan burayı görmeden İstanbul gezinizi sonlandırmamanız gerektiğini düşünüyoruz.

62) Tekfur Saray

Tekfur Sarayı’nın kim tarafından yapıldığı tam olarak bilinmemektedir ve 12. yüzyıldan bu yana kullanıldığı tahmin edilmektedir. İstanbul’un fethi esnasında ilk ele geçirilen imparatorluk binası olma özelliğini taşımaktadır. Kaşıkçı Elması’nın bulunduğu yer olması nedeniyle tarihsel açıdan çok önemli bir yere sahiptir. Saray, Blakhernai Sarayı olarak da bilinmektedir.
Bir harabe ve çöplüğe dönüşmüş olan saray, 1955 senesinde başlanan restorasyon çalışmaları ile hayata döndürülmüştür. Son olarak Büyükşehir Belediyesi’nin gerçekleştirdiği restorasyon çalışmalarında sarayın uçmuş olan çatısı da onarılmıştır ve Çini Müzesi olarak 2019 yılından itibaren ziyarete açılmıştır.
Tekfur Sarayı, Bizans döneminden kalan tek saray olması nedeniyle mutlaka görülmesi gereken, İstanbul’un geçmişine ışık tutan önemli yapılardan biridir.

63) Mısır Çarşısı

1664 yılında kurulan Mısır Çarşısı, Osmanlı’daki ticari anlayışın günümüze yansıması olarak hala varlığını sürdürmektedir. Burası geçmişte, bütün dünyadan ürünlerin alıcısıyla buluştuğu muazzam bir alışveriş merkezi konumunda bulunmaktaydı. Çarşı, Sultan III. Murad’ın annesi Safiye Sultan tarafından Yeni Camii’nin avlusuna yaptırılmıştır. Yapım amacı ise ilk olarak camiye gelir elde etmekmiş. Çarşının mimarları ise Davut ve Mustafa Ağa’dır. İlk olarak Valide Çarşısı olarak anılan çarşı, “L” planında tasarlanmış ve iki çarşının birleşiminden oluşmuştur. Daha sonraları özellikle Mısır’dan getirilen ürünlerin satılması nedeniyle güncel ismini almıştır. Özellikle baharatların satıldığı bir pazar olan Mısır Çarşısı, günümüzde de bu özelliğini korumaktadır. Çarşıya toplamda 6 kapıdan giriş sağlanmaktadır.
1688 ve 1691 yıllarında çıkan yangınlarda çarşı büyük hasar görmüştür. 1941 yılında ise yol çalışmaları nedeniyle Yeni Cami ile Mısır Çarşısı birbirinden ayrılmak zorunda kalmıştır. 1940-1943 yılları arasında ise çarşı, kapsamlı yenileme çalışmaları ile günümüze kadar ulaşmayı başarmıştır.
Mısır Çarşısı, AVM kültürünün vermiş olduğu boşluk hissini doldurmak, hediyelik eşya, kuyum veya baharat gibi çeşitli ürünleri tarihi bir yapıda satın almak isteyenler için kesinlikle geniş bir zaman ayrılması gereken İstanbul’un en önemli alışveriş duraklarından biridir. Yalnız fiyatların farklı yerlere göre daha pahalı olduğunu da söylememiz gerekiyor. Bu nedenle alışverişinizi gerçekleştirirken sağlam bir pazarlık ve fiyat araştırması yapmanız faydalı olacaktır.

64) Kapalıçarşı

İstanbul’un fethinin ardından Fatih Sultan Mehmed tarafından 1461 senesinde Kapalıçarşı’nın temelleri atılmıştır. 45.000 metrekarelik alanda kurulu çarşı bugün 3.600 dükkan ile misafirlerini ağırlamaktadır. Çarşının toplamda 22 girişi bulunmaktadır. Halı, kilim, hediyelik eşya, baharat, ziynet eşyası ve daha pek çok farklı ürünü Kapalıçarşı’da bulmanız mümkündür.
Osmanlı’nın gücünün simgesi olan Kapalıçarşı, otantik ortamlarda alışveriş yapmak isteyenler için keyifli bir tarihi nokta ve dünyanın en büyük kapalı pazarlarından biri olması nedeniyle İstanbul’da görülmesi gereken yerler arasında bulunuyor.

65) Hidiv Kasrı

Abbas Hilmi Paşa tarafından yaptırılan kasrın 1 kulesi bulunmaktadır ve kule içinde Osmanlı’nın ilk asansörü olduğu ifade edilmektedir. Bu kule Art-Nouveavu tarzında tasarlanmıştır. Kulenin manzarası ise muhteşem İstanbul Boğazı’na hakimdir. 1907 yılında inşa edilen kasrın mimarı ise İtalyan Delfo Seminati’dir. Kasır, 270 dönümlük arazi üzerinde inşa edilmiştir.
Koşu parkuru ve muhteşem manzarası ile dikkat çeken Hidiv Kasrı, keyifli bir kahvaltı yapmak ve sevdiklerinizle güzel vakit geçirmek, doğa ile iç içe yürüyüş yapmak için uğranabilecek tarihi yerler arasında bulunuyor.
İstanbul bakir kalmış Çengelköy, Kuzguncuk, Kanlıca gibi yerleri buraya çok yakın olduğu için gezi planınıza buraları da dahil etmenizi öneriyoruz.

66) Ihlamur Kasırları

Kasırların olduğu yer, 18. yüzyılda Hacı Hüseyin Ağa’ya ait olduğu için “Hacı Hüseyin Ağa Bağları” olarak bilinmekteydi. Burası, Sultan III. Ahmet tarafından “Hasbahçe” olarak düzenlenmiştir. 19. yüzyılın ortasında Sultan Abdülmecid burada kasırların yapılmasını istemiş ve inşasına başlanmıştır. Merasim ve Maiyet Köşkü olmak üzere iki binadan oluşmaktadır. Bunlardan Merasim Köşkü ana bina olarak kabul edilmektedir. Günümüzde Merasim Köşkü bir müze, Maiyet Köşkü ise bir cafe-restaurant olarak hizmet vermektedir.
Bahçesiyle huzur veren bir ortama sahip olan Ihlamur Kasırları, gerek organizasyonlar için gerekse de keyifli bir yeme içme etkinliği için gidilebilecek ve manzaranın tadını çıkarılabilecek bir yer olarak listenizde yer almalı.Kasırların olduğu yer, 18. yüzyılda Hacı Hüseyin Ağa’ya ait olduğu için “Hacı Hüseyin Ağa Bağları” olarak bilinmekteydi. Burası, Sultan III. Ahmet tarafından “Hasbahçe” olarak düzenlenmiştir. 19. yüzyılın ortasında Sultan Abdülmecid burada kasırların yapılmasını istemiş ve inşasına başlanmıştır. Merasim ve Maiyet Köşkü olmak üzere iki binadan oluşmaktadır. Bunlardan Merasim Köşkü ana bina olarak kabul edilmektedir. Günümüzde Merasim Köşkü bir müze, Maiyet Köşkü ise bir cafe-restaurant olarak hizmet vermektedir.

67) Maslak Kasırları

Maslak Kasrı’nın bulunduğu bölgedeki ilk yerleşimler II. Mahmut döneminde gerçekleşmiştir. Maslak bölgesi o dönem özellikle sultanlar için bir av ve dinlenme alanı olarak kullanılmaktaydı. Maslak Kasırları’nın ise Sultan Abdülaziz döneminde inşa edildiği düşünülmektedir. 170 dönümlük bir ormanlık alanda kurulmuştur.
Burası Sultan II. Abdülhamid’in uzun bir süre konakladığı yerdir ve 1924 yılına kadar da Sultan’ın şahsi konutu olarak kalmıştır. Saray 1984 yılında restore edilmiş ve Milli Saraylar’a devredilmiştir. Kasr-ı Hümâyûn, Mâbeyn-i Hümâyûn ve Limonluk, Çadır Köşk ve Paşa Dairesi kasırların günümüze gelebilen kısımlarıdır.
Osmanlı tarihi içinde önemli bir yere sahip olan Maslak Kasırları, tarihi özelliklerinin yanı sıra Maslak’ın en yeşil alanlarından biri olması sebebiyle de görülmeye değer.

68) Aynalıkavak Kasrı

Aynalıkavak Kasrı’nın yapımına 1613 senesinde başlanmıştır. Burası Bizans döneminde ve Osmanlı döneminde imparatorların ve sultanların dinlendiği ve av yaptığı bir yer olarak değerlendirilmekteydi. Haliç’in muhteşem manzarasının seyredilmesi için kasrın cephesi camlarla çevrilmiştir. Kimi kaynaklar yapıların inşasının Fatih döneminde, kimi kaynaklar ise Kanuni döneminde başladığı rivayet edilmektedir.
Geçmişte Tersane Sarayı şeklinde bir kompleks olan yapılar topluluğundan günümüze sadece Aynalıkavak Kasrı kalmıştır. Sürekli olarak sanat müziği çalınan kasrın ilk katında müzik aletleri ile ilgili bir de müze bulunmaktadır.
Şehrin kalabalığından uzak, sanatla iç içe güzel zamanlar geçirerek gezinizi daha keyifli hala getirmek istiyorsanız Aynalıkavak Kasrı’nı mutlaka ziyaret etmenizi öneriyoruz.

69) Beykoz Mecidiye Kasrı

Beykoz Mecidiye Kasrı, 1845 senesinde Mısır Valisi olan Mehmed Ali Paşa tarafından Sultan Abdülmecid’e hediye olarak yaptırılmaya başlanmıştır. Valinin 1849 senesinde vefatının ardından valilik makamına geçmiş olan Said Paşa, kasrın inşasını devam ettirmiş ve 1854 yılında tamamlayarak hediyeyi sahibine teslim etmiştir. Kasrın mimarları ise Nigoğos ve Sarkis balyan isimli iki Ermeni mimardır. Burası da diğer birçok kasır gibi saray efradı tarafından özellikle yaz aylarında veya misafir ağırlamak için kullanılmıştır.
İki kattan oluşan yapının üst katında orta bölüme bir de çekme kat eklenmiştir. Kasrın bulunduğu arazi yaklaşık 70.000 metrekaredir ve pek çok ağaç ve çiçek ile tam bir cennet ortamı bulunmaktadır. Alan içinde kasrın yanı sıra dağ hamamı, 10 havuz ve 4 çeşme de yer almaktadır.
Gerek tarihi ihya etmek gerekse cafesinde keyifli zaman geçirmek için Beykoz Mecidiye Kasrı ziyaretçilerini bekliyor.

70) Sepetçiler Kasrı

Sepetçiler Kasrı’nın inşası 16. yüzyılda, III. Murad’ın talimatıyla başlamıştır. Topkapı Sarayı’nın kıyı köşklerinden biri olarak kullanılmıştır. Mimarı ise pek çok son dönem Osmanlı eserinde katkısı olan Davut Ağa’dır. Kasrın yapımında ağırlıklı olarak kırmızı mermer ve başta İznik olmak üzere çeşitli bölgelerden getirilen çiniler kullanılmıştır. Kasır şu anda Yeşilay Genel Merkezi olarak kullanılmaktadır. Kasırdaki kitabeye göre 1643 yılında yeniden inşa edilmiş, 1739 ve 19. yüzyılın ortalarında ise yenileme çalışmaları gerçekleştirilmiştir.
Şu an Sepetçiler Kasrı düğün, nişan, toplantı gibi organizasyonlar için kullanılmakta ve bu etkinliklerde ziyaret edilebilmektedir.

71) Küçüksu KasrıKüçüksu Kasrı

1856 yılında inşaatı tamamlanan Küçüksu Kasrı, mimar Nigoğos Balyan tarafından tasarlanmıştır. Kasrın hizmet vermeye başlaması ise 1751 senesinde olmuştur. 3 kattan oluşmaktadır. Sultan Abdülmecid’in yaptırdığı kasrın yerinde daha önce eski bir yapı bulunmaktaydı. Burası da diğer kasırlar gibi av ve dinlenme alanı olarak kullanılmıştır. Yapı, Küçüksu ve Göksu derelerinin arasına inşa edilmiştir. Burasının Sultan IV. Murad tarafından da çok sevildiği bilinmektedir. Saray 1996 senesinden itibaren müze olarak hizmet vermeye başlamıştır.
Küçüksu Kasrı özellikle süslemeleri ve manzarası ile insanı kendine hayran bırakan Osmanlı eserleri arasında bulunuyor. Bunun yanı sıra dilerseniz güne tarihi bir mekanda kahvaltı yaparak başlamak için de burası tercih edilebilecek yerler arasında bulunuyor.

72) Tarihi Süleymaniye Hamamı (Türk Hamamı)

Osmanlı hamam mimarisinin en iddialı yapısını; Süleymaniye semtinde bulabilirsiniz. Adından da anlaşıldığı gibi; Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılan hamam, Kanuni’ye özel bir loca da içeriyor. Mimar Sinan tarafından ortaya çıkarılan eser, “mimar yardımcısı dönemine ait bir eser” olarak kabul edilmektedir. Hamam “Dökmeci Hamamı” olarak da bilinmektedir. Tarihi 1557 yılına dayanan mimari eser, bugün halen odunla ısıtılması ve soğukluk, sıcaklık ve ılıklık olmak üzere üç bölüme ayrılmasıyla dikkat çekiyor. Hamam sıcaklığı 40 derece olmakla birlikte, hissedilen rakam rahatlıkla 60 dereceye ulaşıyor.
Eminiz ki yazımızı okuyan birçok kişi daha önce bir Türk hamamını deneyimleme fırsatı bulamamıştır. Tarihi Süleymaniye Hamamı, etkileyici mimarisinin yanı sıra Türk hamam kültürünü tanımak ve deneyimlemek için de muhteşem bir fırsat.

73) Çinili Hamam

1640 yılında Kösem Sultan tarafından yaptırılan Çinili Hamam; yine en az Süleymaniye Hamamı kadar dikkat çekici bir yapı. Üsküdar ilçesinde yer alan ve mermerleri, kurnaları ve kabartmaları ile dönemini tamamen yansıtan hamamda oldukça geniş kubbeler mevcut. Bu sayede de içeri girdiğinizde hamamların genellikle basık ve kasvetli olan yapısıyla asla karşılaşmıyorsunuz. Çinilerin ise büyük bir kısmı çalındığı ve yağmalandığı için ne yazık ki günümüze kadar ulaşamamıştır.
Tamamen doğal bir ısıtma sistemine sahip olan hamam alt tarafta bulunan dev bir kazan sayesinde ısıtılmaktadır. Tavandaki camlar ise hamamın doğal bir şekilde aydınlatılmasını sağlamaktadır. Hamamın hava alması da gene bu cam fanusların çıkarılmasıyla sağlanmaktadır.
Hamamın tarihi ve fotoğrafik güzelliklerinin keşfedilmesi ise burasının sadece bir hamam olarak değil, aynı zamanda çeşitli film ve fotoğraf çekimleri için de kullanılmasına olanak tanımaktadır.
Tıpkı Süleymaniye Hamamı gibi Çinili Hamam da tarihle iç içe bir şekilde Türk hamam ve temizlik kültürünü yakından tanımak için önemli bir fırsattır.

74) Haseki Hamamı (Ayasofya Hürrem Sultan Hamamı)

Tarihi 1556 yılına dayanan ve özellikle yabancı turistlerin ilgisini çeken Haseki Hamamı; Ayasofya Müzesi ile Sultanahmet Camii arasında konumlanıyor. Hamam, Mimar Sinan tarafından I. Süleyman’ın eşi Hürrem Sultan için yapılmıştır ve bu nedenle sultanın ismiyle de anılmaktadır. Hamamın inşa edildiği yerde daha önce Zeuksippos Banyoları’nın olduğu belirtilmektedir.
Hamam, klasik bir Osmanlı hamamıdır. Bir süre depo ve ardından halı dükkanı olarak kullanılan hamam, 2011 yılında gerçekleştirilen restorasyonun ardından yeniden Türk hamamı olarak hizmet vermeye başlamıştır. İstanbul’un en merkezi yerinde; sıcaklığını tarihten alarak hizmet veren bu yapı aynı zamanda bir restoran ve kafe de içermektedir.
Güzel bir hamam keyfi yaşamak için bizce İstanbul’da gidilebilecek en önemli tarihi mekanlar arasında Haseki Hamamı ilk sıralarda gelmektedir.

75) Tarihi Gedikpaşa Hamamı

Gedik Ahmet Paşa tarafından yaptırılan bu hamam; 1475 yılında Mimar Hayrettin tarafından hayata geçirilen bir mimari projedir. Kapalıçarşı’dan sonra yalnızca 250 metre kadar ilerleyerek hamama rahatça ulaşabilirsiniz.
Osmanlıdan günümüze ulaşan 500 yıllık hamam kültürünü yaşamak için burayı ziyaret edebilirsiniz.

76) Tarihi Galatasaray Hamamı

Osmanlı’nın bugünün İstanbul’una miras bıraktığı bir eser olan Tarihi Galatasaray Hamamı; 1481 yılından bu yana neredeyse 540 yıllık bir tarihe sahip. Başta sultanlara, kadılara ve sadrazamlara hizmet veren hamam; sonraki yıllarda da lise talebeleri için aktif olarak kullanılmış.
Söylenene göre Sultan Beyazıt, şu an Galataray Lisesi’nin ve hamamın bulunduğu yerde dolaştığı esnada Gül Baba ile tanışmış ve kendisinden bir isteği olup olmadığını sormuştur. Bunun üzerine Gül Baba da bulunduğu yerde, yüzyıllarca hizmet verecek bir hamam ve büyük bir mektep yapılmasını istemiş. Sultan da bu isteği aynen yerine getirmiştir.
Burası, İstanbul’un en eski hamamlarından biri olma özelliğini taşımaktadır. Hamamın, şehrin en merkezi yerlerinden Taksim’de yer alması da burayı daha kolay bir şekilde ziyaret edilebilir kılmaktadır.

77) Çemberlitaş Hamamı

1584 yılından bugüne taşınan Çemberlitaş Hamamı; hem tarihe hem de kendini şımartmaya özlem duyanlar için geçerli bir gezi seçeneği olabilir. III. Murad’ın annesi olan Afife Nurbanu Sultan tarafından yaptırılan hamamın bir Mimar Sinan eseri olduğu belirtilmektedir. Hamam birbirinin aynısı iki hamamın yanyana olacağı şekilde planlanmış ikiz bir hamamdır. İlk yapıldığı sırada kadın ve erkek girişi ayrı olan hamama, günümüzde aynı kapıdan girildikten sonra hamamların girişi ayrılmaktadır.
Hamama giriş ücretleri pahalı olması nedeniyle içeri girmeyi düşünmeyebilirsiniz ancak en azından etkileyici mimarisini dışarıdan izleyebilirsiniz.
Çemberlitaş Hamamı’nı ziyaret ederseniz hemen yakın çevrede bulunan Atik Ali Paşa Camii, Köprülü Kütüphanesi ve Ali Baba Türbesi gibi tarihi mekanları da mutlaka ziyaret etmelisiniz.

78) Florya Atatürk Deniz Köşkü

Atatürk Deniz Köşkü olarak anılan yapı; 1935 yılında kullanıma açılan ve Atatürk tarafından Mayıs 1938’e kadar kullanılmasıyla önem taşıyan bir eser. Yapı, Yeşilköy ile Küçükçekmece arasında konumlanmaktadır ve tamamen deniz üzerinde inşa edilmiş olması oldukça dikkat çekicidir. Atatürk’ün Florya’ya olan hayranlığı sebebiyle mimar Seyfi Arkan tarafından tasarlanmıştır. Köşk, Atatürk’ün vefatının ardından Kenan Evren’e kadarki cumhurbaşkanları tarafından yazlık konut olarak kullanılmıştır. 1988 senesinde ise yapı, Milli Saraylar Daire Başkanlığı’na devredilmiş ve restorasyon çalışmalarının ardından müze olarak hizmet vermeye başlamıştır.
Günümüzde müze, Atatürk’e ait pek çok eşyanın sergilendiği etkileyici bir yer olmuştur. Tek kelimeyle muhteşem bir şekilde tasarlanmış bu etkileyici müzenin mutlaka görülmesi gerektiğini düşünüyoruz.

79) Harbiye Askeri Müzesi

Harbiye’de bulunan Harbiye Askeri Müzesi, 5 bin civarındaki askeriye ile ilgili parçaya sahip koleksiyonu ile askeri konulara meraklı ziyaretçiler için adeta bir hazine niteliği taşıyor. Müzenin bulunduğu bina Osmanlı döneminde rütbeli askerlerin eğitim gördüğü bir okul olarak değerlendirilmiş, Mustafa Kemal Atatürk de burada eğitim almıştır. Müze içinde aynı zamanda Çanakkale ve Atatürk ile ilgili özel bölümler de bulunmaktadır. Özellikle askeri tarihe ilgi duyanlar için Harbiye Askeri Müzesi, “İstanbul’un tarihi yerleri nerelerdir?” sorusuna verilecek en güzel cevaplar arasında bulunmaktadır. Dünyanın en eski bandolarından olan Mehter Takımı tarafından her gün öğleden sonraları gerçekleştirilen ücretsiz konserleri asla kaçırmayın. Konserler saat 15.00’da başlamakta ve 20 dakika sürmektedir.

80) İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi

İstanbul’un Fatih ilçesinde, Nazım Hikmet’in Ceviz Ağacı şiirindeki dizeleriyle meşhur Gülhane Parkı’nda bir tarih hazinesi var. İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi; 3500 metrekareye yayılan sergi salonu ve 570 farklı maket ve modelden oluşan koleksiyonu ile görülmeye değer. Müze, Fuat Sezgin’in büyük çabalarıyla 2008 yılında ziyarete açılmıştır. Müzede İslam dünyasındaki bilhassa 8 ile 16. yüzyıllar arasındaki bilimsel çalışmalara dair örneklere yer verilmektedir.
Doğu ile Batı’nın bilimsel çalışmalarını harmanlaması, İslam dünyasının bilim dünyasına olan katkılarının incelenebilmesi için bu müzeyi listenize dahil etmeniz gerekiyor.

81) Panorama 1453 Tarih Müzesi

2009 tarihinde ziyarete açılan müze, İstanbul’un fethinin panoramik bir şekilde anlatıldığı devasa bir resim etrafında kurulmuştur. Böyle bir müze fikri ressam Haşim Vatandaş’tan çıkmış ve proje esnasında birçok sanatçı katkı sunmuştur. İnteraktif bir şekilde hazırlanan müze içinde işitsel efektlerle zenginleştirilen bir sunu gerçekleştirilmektedir. Müze, “dünyanın ilk tam panoramik müzesi” olma gibi önemli bir özelliğe de sahiptir. Müze içinde aynı zamanda hatıra para, biblo gibi hediyelik eşyalar satın alabileceğiniz bir satış noktası ve mini bir resim sergisi de bulunmaktadır.
İstanbul Fethi’ni daha iyi hissetmek için bizce Panorama Müzesi kesinlikle İstanbul’da görülmesi gereken yerler arasında bulunuyor.
Kaçırmayın! Müzeye çok yakın bir konumda bulunan Merkez Efendi Türbesi’ni ziyaret etmeyi ve meşhur Merkez Efendi Köftesi’nden de yemeyi ihmal etmeyin.

82) Aşiyan Müzesi

Edebiyat tutkunlarının ilgisini çekecek bir tarihi eser olarak; Tevfik Fikret’in 1906 yılından 1915’e kadar yaşadığı Aşiyan Müzesi’ni örnek gösterebiliriz. Bina 1940 senesinde eşi tarafından satın alınarak 1945 senesinde “Edebiyat-ı Cedide Müzesi” olarak açılmıştır. Binanın planı ise sanatçının kendisi tarafından tasarlanmıştır. Beşiktaş’ın Bebek semtinde, Aşiyan yolu üzerinde yer alan bu konak hem tarihi hem de edebi açıdan büyük önem taşıyor. Toplamda 3 kattan oluşan müzenin ikinci katında Tevfik Fikret’e ait yatak odası ve çalışma odası görülebilmektedir. Mekanın koleksiyonunda Tevfik Fikret’in Sis şiirinden esinlenerek Şehzade Abdülmecit Efendi tarafından hayata geçirilen tabloyu da bu katta bulabilirsiniz.
Edebiyatımızın en güçlü isimlerinden olan Tevfik Fikret’e ve Nigar Hanım’a ait birçok şahsi eşyayı bu müzeyi ziyaretiniz sırasında görme imkanına sahip olabilirsiniz.

83) İstanbul Arkeoloji Müzeleri

Dünya üzerindeki en iyi 10 müze arasında gösterilen İstanbul Arkeoloji Müzesi üç ana bölümden oluşan bir müzeler bütünüdür. Bu bölümler: Arkeoloji Müzesi, Eski Şark Eserleri Müzesi ve Çinili Köşk Müzesi’dir. Bunlardan ana bina olan Arkeoloji Müzesi 1903 ve 190 yıllarında çeşitli düzenlemelerle bugünkü halini almıştır ve “Asar-ı Atika Müzesi” olarak da adlandırılmaktadır. Bu bölümde dünyanın pek çok noktasından farklı tarihi eserler bulunmaktadır. Ziyaretçiler Çinili Köşk’te Anadolu’nun çeşitli bölgelerinden toplanmış olan çinileri, Eski Şark Eserleri Müzesi içinde ise Yakın Doğu’ya ait önemli eserler sergilenmektedir.
Sadece ülkemizin değil, dünyanın en geniş tarihi eserler koleksiyonlarından birine sahip olması nedeniyle, İstanbul Arkeoloji Müzesi tarihe ilgi duyan herkesin İstanbul’da kesinlikle görmesi gereken yerler arasında bulunuyor.

84) Türk ve İslam Eserleri Müzesi

Türk-İslam eserlerinin toplu ve düzenli bir şekilde sergilendiği ilk müze olan Türk ve İslam Eserleri Müzesi, ilk olarak 1914 senesinde Süleymaniye Camii içinde bulunan imaret kısmında açılmıştır. Cumhuriyetin ilanından önce müze “Evkâf-ı İslâmiye” ismiyle hizmet vermiştir. 1983 senesinde gelindiğinde müze, Sultanahmet Meydanı’nın batı kısmında bulunan İbrahim Paşa Sarayı’nda ziyaretçilerini ağırlamaya başlamıştır.
Müze içinde halı, el yazmaları ve hat, ahşap eserler, taş işçiliği, cam, maden ve etnografya bölümleri bulunmaktadır.
Müze, 1984 senesinde Avrupa Konseyi Yılın Müzesi Yarışması Jüri Özel Ödülü’ne layık görülmüştür. Bunun yanı sıra 1985 yılında çocuklara kültür mirası sevdirme ile ilgili katkıları nedeniyle ödüle layık görülmüştür.

85) Yerebatan Sarnıcı

İstanbul’da Sultanahmet Meydanı’nda sizi en çok etkileyecek yapıların başında bu sıra dışı sarnıçlar geliyor. 532 senesinde İmparator Justinian tarafından inşa edilmiştir. Toplamda 336 sütun kullanılmıştır. Yaklaşık 10.000 metrekarelik alanda bulunan sarnıç, geçmişte şehrin su ihtiyacını depolamak amacıyla kullanılmaktaydı. 1985 yılında restore edilen sarnıç, 1987 senesinde halka açılmıştır ve günümüzde İstanbul’un en popüler turistik yerleri arasında bulunmaktadır.
Objektif bir değerlendirme yapmak gerekirse Yerebatan Sarnıcı, şehrin en fotojenik ve etkileyici yerlerinden biri. Bu nedenle kesinlikle zaman ayırmalı ve bu etkileyici sarnıçları incelemelisiniz.

86) Binbirdirek Sarnıcı

Binbirdirek Sarnıcı, İstanbul’un en büyük sarnıçlarından biri olma özelliğine sahiptir. I. Konstantin döneminde, 4. yüzyılda yapılan sarnıcın 224 sütunu bulunuyor ve bu sütunların 212 tanesi günümüze kadar ulaşmayı başarmıştır.
16. yüzyıldan itibaren atölye olarak kullanılan sarnıç, bir dönem üstünde kurulan pazar esnafı tarafından depo olarak da kullanılmıştır. Günümüzde Binbirdirek Sarnıcı davetlere ve organizasyonlara ev sahipliği yapan 3.000 kişiye kadar ağırlayabilen bir restoran olarak hizmet vermektedir.
Eğer otantik bir ortamda özellikle iftar yemeği yemek isterseniz ya da sarnıçların büyülü manzaralarını seyre dalmak için Binbirdirek Sarnıcı’nı muhakkak ziyaret etmenizi öneriyoruz.

87) Bozdoğan Su Kemeri

MS 378 senesinde tamamlanan Bozdoğan Su Kemeri, Roma’nın önemli liderlerinden Flavius Iulius Valens tarafından yaptırıldığı için “Valens Su Kemeri” olarak da isimlendirilmektedir. Çeşitli kuşatmalarla zarar gören kemer, Osmanlı döneminde onarılarak şehrin su ihtiyacı için kullanılmıştır.
Günümüzde kemer aktif olarak kullanılmamaktadır ve çok fazla ilgilenilmemektedir ancak Fatih’in merkezi bir noktasında olması ve önemli bir tarihi değer olması nedeniyle listeye eklenmesi gereken yerlerden biridir.

88) Caferağa Medresesi

Caferağa Medresesi’nin geçmişi, Kanuni Sultan Süleyman dönemine dayanmaktadır. 1559 senesinde yaptırılan medresenin mimari ise Sinan’dır. Cafer Ağa vefat edince medreseyi kardeşi Gazanfer Ağa tamamlamıştır. Dikdörtgen bir plana sahip olan medresenin avlusu da dikdörtgen bir yapıya sahiptir. 1989 senesinde Türk Kültürüne Hizmet Vakfı tarafından restorasyonu gerçekleştirilen medrese, günümüzde 15 farklı sanat atölyesiyle çeşitli sanat eğitimleri verilmektedir.
Türk sanatları hakkında uygulamalı eğitimler ile gerek yerli gerekse yabancı ziyaretçiler çok önemli bilgiler edinme fırsatına sahip olmaktadır.

89) Büyükçekmece Sultan Süleyman Köprüsü

Marmara Denizi ve Büyükçekmece Gölü’nün birleşim yerinde bulunan Sultan Süleyman Köprüsü’nün inşası 1565 senesinde başlanmıştır. Köprü, Kanuni’nin isteği üzerine Zigetvar Seferi öncesi yapılması emredilen bir yapıdır. Tamamlanması ise II. Selim döneminde olmuştur. 28 adet kemere, 635 metre uzunluğa ve 7 metre genişliğe sahip olan köprünün başında Mimar Sinan’ın heykelini de görmek mümkün.
Köprünün yakınlarında bulunan kervansaray da gene Mimar Sinan’ın dehasını ortaya çıkaran eserlerden biridir. Kervansaray’ın ısıtma sistemi köprüye borular aracılığı ile bağlanmıştır. Mimar Sinan böylece oluşan sıcaklık sayesinde kış aylarında köprünün buz tutmasını önleyerek zamanının çok ötesinde bir mimari zeka örneği göstermiştir.
Sultan Süleyman Köprüsü, Mimar Sinan’ın eserleri arasında şaheseri olarak gösterdiği çok önemli bir mimari yapıdır. Bu nedenle bu köprüyü mutlaka görmeli ve Sinan’ın eşsiz mimari zekasına tanıklık etmelisiniz.

90) Galata Mevlevihanesi

1941 senesinde kurulan Galata Mevlevihanesi, Kulekapı Mevlevihanesi ismiyle de anılmaktadır. Yapı 1975 senesinde “Divan Edebiyatı Müzesi” ismiyle hizmet vermeye başlamıştır. 2001 yılına gelindiğinde ise mevlevihanede kapsamlı yenileme çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Mevlevihane bahçesinde İbrahim Müteferrika’nın mezarı da bulunmaktadır. Burası İstanbul’un en eski mevlevihanesi olma özelliğine sahiptir ve ziyaretçilerine mistik bir ortamda huzur bulma imkanı sunmaktadır.
Eğer vaktiniz varsa her gün saat 17.00’da gerçekleştirilen sema gösterilerini de mutlaka izlemenizi tavsiye ediyoruz.

91) Fener Rum Erkek Lisesi

İstanbul’daki en güzel binalardan birine ev sahipliği yapan Fener Rum Erkek Lisesi için kırmızı tuğlaları nedeniyle “Kırmızı Okul” yakıştırması da yapılmaktadır. Bina mimar Dimadis tarafından tasarlanmıştır. 1454 yılında eğitim vermeye başlayan kurumun şu anki binası, binanın üzerinde de yazdığı gibi 1881 yılında inşa edilmiştir.
Oldukça görkemli bir yapıya sahip olan Fener Rum Erkek Lisesi, bu etkileyici görüntüsü nedeniyle mutlaka görülmesi gereken mimari yapılar arasında bulunmaktadır.

92) Haydarpaşa Garı

Kadıköy’de bulunan Haydarpaşa Garı, semtin en önemli tarihi simgelerinden biri olarak kabul edilmektedir. Garın yapımına 30 Mayıs 1906 tarihinde başlanmış ve 1908 senesinde açılışı gerçekleşmiştir. 1917 yılında çıkan yangın ve 1979 senesindeki meydana gelen tanker faciası garda çeşitli hasarlara yol açmıştır. Garda çıkan 2010 yılındaki yangın, garın çatısına büyük zarar vermiştir ve bu nedenle gerçekleştirilen tadilat çalışmaları hala devam etmektedir.
stanbul’un Anadolu’ya açılan kapısı olan Haydarpaşa Garı, asil duruşu ile görülmeyi hak eden nadide mimari unsurlardan biridir.

93) Sultanahmet Meydanı

Sultanahmet Meydanı, İstanbul’un en özel, en tarihi ve en çok ziyaret edilen meydanlarından biridir. Meydanda Roma, Bizans ve Osmanlı dönemine ait pek çok tarihi eser bulunmaktadır. Burası Bizans döneminin hipodromu olarak bilinmektedir ve meydanda atlı yarışların ve mızrak dövüşlerinin gerçekleştirildiği belirtilmektedir. Topkapı, Ayasofya, Sultanahmet Camii, Yerebatan Sarnıcı, Gülhane Parkı gibi pek çok önemli noktanın bulunması bu meydanı İstanbul gezisi için merkeze almayı şart kılmaktadır.
Meydana geldiğinizde 3 Dikilitaş (Yılanlı Sütun, Örme Sütun, Obelisk), Alman Çeşmesi, gibi diğer önemli tarihi eserleri de görmeyi da ihmal etmeyin.

94) Eminönü Meydanı

Galata Köprüsü ve Yeni Camii arasında kalan Eminönü, İstanbul’un merkezi sayılabilecek meydanlardan biridir. Burası geçmişte olduğu gibi günümüzde de en merkezi yerlerden biridir ve şehrin hemen her noktasından tek vasıta ile gelinebilen ender yerlerden biridir. Galata Köprüsü, Yeni Camii, Mısır Çarşısı başta olmak üzere birçok önemli tarihi nokta Eminönü’nde bulunmaktadır. Tarihi dokusunu hala koruyan Eminönü, İstanbul gezisi için çok iyi bir başlangıç noktası olacaktır. Buradan başlayarak birçok önemli tarihi yeri görme şansına sahip olabilirsiniz.
Eminönü’ye geldiğinizde kaynamış mısır ya da balık ekmek ve turşu suyu eşliğinde Boğaz’ın muhteşem manzarasını mutlaka seyretmenizi öneriyoruz. Hatta eğer vaktiniz bolsa Boğaz turlarına katılarak İstanbul’u bir de Boğaz’dan seyretmenin keyfini mutlaka yaşamalısınız.

95) Taksim Meydanı

24 saat hareketli Taksim Meydanı, şehrin en önemli buluşma noktalarından biridir. Meydandan Beyoğlu’na uzanan İstiklal Cadde’sindeki 19. yüzyıldan kalma sağlı sollu birçok tarihi bina içinde dolaşırken kendinizi çok huzurlu hissedeceksiniz. Meydanın yaklaşık 300 yıllık bir geçmişi bulunmaktadır. Meydan bu süre içinde birçok önemli tarihi olaya ev sahipliği yapmıştır ve günümüzde de önemli gösterilerin başlangıç noktası olarak belirlenmektedir. 1913 yılında Beyoğlu’nu Şişli’ye bağlayan ve meydanın önemini arttıran tramvay hattı, günümüzde de sahip olduğu nostaljik değerlerle meydanın önemli simgeleri arasında bulunmaktadır.
Civarda Beyoğlu, Tarlabaşı gibi birçok önemli tarihi ve kültürel ziyaret noktaları yerli ve yabancı turistler için her zaman odak noktası olmuştur. Bunun yanı sıra gündüz saatlerinde yürüyüş yapmak, alışveriş, fotoğraf gibi birçok amaç için meydan çok önemli bir sahne olarak görev yapmaktadır. Akşamları ise alkollü ve alkolsüz mekanlar sayesinde sabah saatlerine kadar süren eğlenceler ziyaretçilerin keyifli zamanlar geçirmesine olanak tanımaktadır.

96) Balat

Balat, İstanbul’un en eski semtlerinden biridir ve renkli cumbalı evleri ile başta fotoğraf tutkunları olmak üzere İstanbul’a gelenlerin her zaman ilgi odağı olmuştur. Hristiyanlık, Müslümanlık ve Musevilik dinine mensup toplulukların uzun süreler bu bölgede bir arada yaşamış olması, Balat’ın günümüzde de kozmopolit bir yapıya sahip olmasına neden olmuştur.
Fotoğraf çekmek için muhteşem bir mekan olan Balat, tarihi 1890 senesinde dayanan Agora Meyhanesi, çeşitli antika dükkanları, çeşitli cafeleri, tarihi evleri ve daha pek çok sürpriz ziyaretçilerini bekliyor .

97) İstanbul Akvaryum

Sadece Türkiye’nin değil dünyanın en büyük tematik akvaryumu sloganı ile İstanbullular ile buluşan İstanbul Akvaryum; konum olarak Aqua Florya Alışveriş ve Yaşam Merkezi bünyesinde yer alıyor. İstanbul’da alışveriş denildiğinde akla ilk gelen seçeneklerden biri olan Aqua Florya Alışveriş ve Yaşam Merkezi, yeme içme, sinema ve özel organizasyonlar gibi birçok ihtiyacınıza da hizmet eden bir yer. Akvaryum’da ise köpekbalıkları ile 30 dakikalık dalış tecrübesi gibi ekstrem deneyimler edinebilirsiniz.
Avrupa Yakası’nda Bakırköy ilçesi sınırları içinde bulunan İstanbul Akvaryum’a otobüs, minibüs, metrobüs ve tramvay gibi vasıtalarla kolayca ulaşabilirsiniz.

98) Barış Manço Evi

Barış Manço Evi, Kadıköy Belediyesi ve Türk Halk Bankası iş birliği sonucunda, Barış Manço’nun yaşadığı evin yenilenip, bir müze-ev haline dönüştürülmesiyle ortaya çıkmıştır. Yaşadığı dönem çocuklarla oldukça kuvvetli bir bağ kurabilen Barış Manço’nun etkisi günümüzde hala devam ettiği için İstanbul’da çocuklar için gidilecek yerler arasında bulunuyor. ? Kadıköy’ün Moda semtinde yer alan Barış Manço Evi’nde ünlü sanatçıya dair birçok değerli eşya sergileniyor. Barış Manço ve yaşayışı hakkında önemli detaylara ulaşabileceğiniz müze, çocukların da ilgisini çekecek farklı unsurlara ev sahipliği yapıyor.
Barış Manço Evi’ne yolunuz düşerse, bahçedeki garajda sergilenen ve sanatçıya ait olan klasik arabayı yakından görüp, incelemenizi tavsiye ediyoruz!

99) Panorama 1453 Tarih Müzesi

İstanbul, Topkapı Parkı’nda bulunan Panorama 1453 Tarih Müzesi, adından da anlaşılacağı üzere Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethedişinin tüm ihtişamıyla aktarıldığı bir müzedir. Türkiye’nin ilk panoramik müzesi olan Panorama 1453 Tarih Müzesi, aynı zamanda dünyadaki tek üstü kapalı panoramik müze olma ayrıcalığına sahiptir. Bir çağı bitirip yeni bir çağ başlamasına vesile olan İstanbul’un fethini konu alan müze 2009’dan bu yana ziyarete açık olarak hizmet veriyor. Masalsı atmosferiyle, yetişkinler gibi çocukların da ilgisini cezbeden müze, dünya ile ilişkinizi kesip, sizleri tarihi bir yolculuğa çıkarıyor. Müzede 360 derece panoramik resimler dairesel biçimde sergilendiği için üç boyutlu bir düzlem üzerinde hissettiriyor. Ayrıca müzede, İstanbul’un fethi; top seslerinin, Mehter Takımı’nın ezgilerinin ve Osmanlı atlarının kişnemesinin efekt olarak verildiği bir oda bulunuyor.
Panorama 1453 Tarih Müzesi’ne ilk kez gidip, panoramik resme ilk defa baktığınızda, eserin gerçek boyutlarını kavrayamayacak; kapalı bir mekanda olduğunuz halde kendinizi dışarıda gibi hissedeceksiniz!

100) Anadolu Kavağı

İstanbul’un en güzel turistik balıkçı kasabalarından biri olan Anadolu Kavağı, Boğazın kuzeyinde, Beykoz ilçesinde yer alıyor. Oldukça eski ve köklü bir yerleşim olan Anadolu Kavağı, turizm açısından epeyce popüler. Doğu Roma döneminden kalma Yoros Kalesi’ne ev sahipliği yapan kasabada, yemek yiyip, hoş vakit geçirebileceğiniz birçok balık restoranı bulunuyor. Bunun yanı sıra kasabanın Arnavut kaldırımlı sokakları, el emeği yerel ürünler satan küçük mağazaları da göz dolduruyor.
Evlenmek üzere olan çiftlerin vazgeçilmez fotoğraf mekanlarından biri olan Anadolu Kavağı, muhteşem kareler yakalayıp, gün batımının romantik manzarasını izleyebileceğiniz bir yer. 15 Nisan – 15 Eylül arası hafta içi iki defa, yaz sezonunda hafta sonları günde üç defa olmak üzere Eminönü’nden kalkan Özel Gezi vapurlarıyla veya yaz sezonu boyunca her cumartesi Bostancı’dan hareket eden Mehtap Gezisi adı verilen, canlı müzikli vapur seferlerine katılarak Anadolu Kavağı’na gidebilirsiniz.

101) Kilimli Koyu

Ağva’da yer alan Kilimli Koyu, şehrin stresinden kaçmak ya da İstanbul’a kadar gelmişken buranın sakin yüzünü de görmek isteyenler için birebir. Bu harika manzarayı kim görmek istemez ki? Hem İstanbul’dan uzak hem de doğal bir yer olan Kilimli Koyu, hafta sonunuzu değerlendirebileceğiniz en güzel gezi noktalarından biri!
Ağva için Üsküdar’dan kalkan otobüsleri kullanmak mümkün. Merkezden koya kadar olan 5 kilometrelik yolu yürümeyi tercih ederseniz, muhteşem manzaralarla karşılaşabilirsiniz. Aksi halde, bu mesafeyi taksiyle de almanız olası. Koy ayrıca, kamp yapmaktan hoşlanan gezginlerin de ilk adresleri arasında yer alıyor.

102) Aydos Ormanı

İstanbul Anadolu yakasında gezilecek yerler listesine artık eklenmesi gereken Aydos Ormanı, henüz yeni keşfedilen bir cennet! Bir zamanlar Anadolu Yakası’nda bulunan güney ormanlarının günümüze ulaşan parçalarından biri olan Aydos Ormanı, İstanbul’un akciğerlerinin bir kısmını oluşturuyor.
Kartal, Pendik ve Sultanbeyli ilçeleriyle çevrili olan Aydos Ormanı; Aydos Tepesi ve Aydos gölü olmak üzere farklı alanlardan oluşuyor. Aydos Ormanı, İstanbul’un içinde bulunması sebebiyle şehrin içinde ama şehir karmaşasından uzak bir vaha gibi duruyor. Nitekim İstanbul’un gürültüsünden yorulan insanlar, çoluk çocuk toplaşıp, piknik yapmak, dinlenmek ve orman içinde yürüyüş yapmak için Aydos Ormanı’nı tercih ediyor.
Osmanlı döneminde av alanı olarak kullanılan ve İstanbul’un gizli kalmış güzellikleri arasında yer alan orman, 537 metreyle İstanbul’un en yüksek tepesi olan Aydos Tepesi’ne ev sahipliği yapıyor. Aydos Ormanı’na ulaşım özel araçlarla, şehir içi halk otobüsleriyle ve minibüslerle sağlanabiliyor. Özel araçla, E-5 ve TEM otoyolu kullanılarak Kartal-Yuvacık ve Sultanbeyli güzergahı üzerinden Aydos’a ulaşılabiliyor. Otobüslerle ise önce Kartal’a gitmeniz, buradan da Aydos minibüslerine binmeniz gerekiyor.

Resimler


Copyright © Sultan Turizm 2019. Tüm Hakları Saklıdır